MALİ TATİL VE ADLİ TATİLİN VERGİ YARGISINDAKİ SÜRELERE ETKİSİ

01 Temmuz 2010 | E-Posta İle Gönder | Pdf Olarak Görüntüle | Yazdır

 

Yazar: Y. Burak ASLANPINAR*

Yaklaşım / TEMMUZ 2010 / Sayı: 211 / s. 283-289

 

I- GİRİŞ

Zaman, insanoğlunun sahip oldukları arasında en değerlisidir. Belirli ve sınırlı bir zaman dilimini ifade eden “süre”lerin doğru şekilde kullanımı ise zamana karşı yarışta önemli bir ölçüttür.

Hukuk alanındaki süreler, çoğunlukla “hak düşürücü” nitelikte olduğu için daha da önemlidir. Hukuk sistemimiz, bir hakkın aranabilmesi için belirli ve sınırlı zaman dilimleri öngördüğünden, sadece hukuki sürelere uyulmaması halinde dahi hak kaybına uğranılacağı açıktır. Bu açıdan, bir hukuki sürenin ne zaman başlayıp ne zaman sona erdiğinin, tatillerin bu hukuki sürece etkisinin iyi bilinmesi önemlidir.

Bu makalede; son günü mali ve adli tatillere rastlayan süreler, vergi yargılaması özelinde örnek tarihlerle değerlendirilecektir. Adli tatilde çalışmaya ara vermeyen vergi mahkemelerine ayrıca dikkat çekilecektir.

 

II- MALİ TATİLE RASTLAYAN SÜRELER

A- DAVA AÇMA SÜRESİNİN SON GÜNÜNÜN MALİ TATİLE RASTLAMASI

2007 yılında yürürlüğe giren 5604 sayılı Kanun’un 1/1. maddesinde(1) “Temmuz ayının birinden yirmisine kadar (yirmisi dahil) mali tatil uygulanacağı” belirtilmiştir.

Maddenin devamında, “mali tatil”de hangi sürelerin işlemeyeceği veya uzayacağı sayılmıştır. Vergiyle ilgili işlemlere ilişkin dava açma süreleri de mali tatil boyunca işlemeyen süreler arasında yer almaktadır (5604/1-3).

Bu durumda, örneğin 8 Haziran 2010 tarihinde tebliğ edilmiş olan bir vergi/ceza ihbarnamesine karşı vergi mahkemesinde dava açma süresi (30 gün), normalde 8 Temmuz 2010’da sona erecektir.

Ancak son gün mali tatile rastladığı için, dava açma süresi mali tatilde işlemeyecektir. Mali tatilin başladığı gün olan 1 Temmuz(2) ile 20 Temmuz arasında işlemeyen süre 20 Temmuz sonrasında (21 Temmuz’dan itibaren) işlemeye devam edecektir.

Yani 8 Haziran-30 Haziran (dahil) arasında 22 günü işleyen dava açma süresinin kalan 8 günü, mali tatilden sonra tekrar işlemeye başlayacak ve bu durumda dava açma süresinin son günü 28 Temmuz 2010 olacaktır.

B-DAVA AÇMA SÜRESİ DIŞINDAKİ SÜRELERİN MALİ TATİLE RASTLAMASI

Kanun’un lafzından açıkça anlaşılacağı üzere, mali tatilde işlemeyen, yalnızca dava açma süreleridir. Halihazırda görülmekte olan bir davada; temyiz(3), itiraz, kararın düzeltilmesi gibi kanun yollarına başvurulmasında ve dilekçelere cevap verilmesinde son günün mali tatile rastlamasının bir önemi bulunmamaktadır. Danıştay’ın yakın tarihli kararları da bu yöndedir(4).

Örneğin, daha önce açılmış olan bir davada, yine 8 Haziran 2010 tarihinde, bu defa vergi mahkemesi kararı tebliğ edilmiş olsun. Bu durumda, mali tatilin bir etkisi olmaksızın, temyiz, bölge idare mahkemesine itiraz süresinin son günü 8 Temmuz 2010, karar düzeltme başvurusunun son günü ise 15 gün sonra yani 23 Haziran 2010 olur.

C- DAVA AÇMA SÜRESİNİN HEM MALİ TATİLE HEM DE ADLİ TATİLE RASTLAMASI

Dava açma süresinin işlememesi bakımından bir diğer ihtimale göre; vergi/ceza ihbarnamesinin 16 Haziran 2010 tarihinde tebliğ edildiğini varsayalım. Bu durumda dava açma süresinin son günü, normalde, 16 Temmuz 2010 olacaktır. Ancak bu tarih mali tatile denk geldiğinden, süre mali tatilde işlemeyecek ve 30 Haziran 2010 mesai bitimine kadar geçen süre (14 gün), mali tatilin sona erdiği 20 Temmuz’dan sonra tekrar işlemeye devam edecektir. Kalan 16 günlük sürenin son günü olan 5 Ağustos ise bu kez adli tatile rastlamaktadır.

Bu örnekteki gibi mali tatil dolayısıyla işlemeyen sürelerle birlikte dava açma süresinin son günü, 1 Ağustos ve daha sonrasına rastlarsa artık durumun aşağıdaki başlıkta açıklanan adli tatil yönünden değerlendirilmesi gerekecektir.

 

III- ADLİ TATİLE RASTLAYAN SÜRELER

A- ADLİ TATİLE RASTLAYAN SÜRELER 7 GÜN UZAMIŞ SAYILIR

Adli tatil (adli ara verme) (çalışmaya ara verme)(5)“Ağustos ayının birinden eylülün beşine kadar”dır. Bu ifade; Yargılama Usulü Kanunlarımızda olduğu gibi (İdari Yargılama Usulü Kanunu md. 61, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu md. 175, Ceza Muhakemesi Kanunu md. 331) Danıştay Kanunu’nun 86 ve Sayıştay Kanunu’nun 101. maddesinde aynı şekilde yer almaktadır.

Son günü adli tatil içinde bir güne rastlayan işler için süreler, tatilin bittiği günden sonra idare ve hukuk mahkemelerinde 7 gün, ceza mahkemelerinde 3 gün uzamış sayılır(İYUK md. 8/3, HUMK md. 177, CMK md. 331/4).

Hem idari hem de adli yargılamaya ilişkin usul kanunlarına göre; istisnalar dışında dava açma (veya temyiz, kararın düzeltilmesi kanun yoluna başvurma vs.) süresinin son günü adli tatile (çalışmaya ara vermeye) (adli ara vermeye) rastlarsa bu süre, tatilin sona erdiği günü izleyen gün 1. gün olarak kabul edilmek üzere, 7 gün uzamış sayılmaktadır.

Bu noktada tartışmalı bir durum söz konusudur. “Eylül’ün beşine kadar” ifadesiyle anlatılmak istenilen nedir? Adli tatilin sona erdiği gün, 4 Eylül mü yoksa 5 Eylül mü olarak anlaşılmalıdır?

Adli tatilin son günü olarak 4 Eylül tarihi kabul edilirse dava açma süresinin son günü 11 Eylül olur.

Tatilin son günü 5 Eylül olarak kabul edilirse de dava açma süresinin son günü 12 Eylül’e uzar.

Yargı organlarının dahi görüş birliğine varamaması nedeniyle daha da karmaşık hale gelen bu durumu iki farklı görüşe göre ayrı ayrı incelemek doğru olacaktır.

1- Adli Tatilin Son Gününü 4 Eylül, Uzamış Sayılan Sürenin Son Gününü ise 11 Eylül Olarak Kabul Eden Görüş

Bu görüşe göre, İYUK’un 61. maddesindeki “kadar” ibaresi 5 Eylül’ü kapsamadığından, bir başka deyişle 5 Eylül adli işgünü olduğundan; çalışmaya ara vermenin (adli tatilin) son günü 4 Eylül’dür(6).

İdari davalara bakan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (DİDDK)(7), Danıştay 10. Dairesi(8) ve Danıştay 8. Dairesi’nin(9) yakın tarihli son kararları da son günü adli tatile rastlayan sürelerin 11 Eylül günü mesai bitimine kadar uzayacağı, 12 Eylül günü verilen dilekçenin süre yönünden reddedileceği doğrultusundadır.

2- Adli Tatilin Son Gününü 5 Eylül, Uzamış Sayılan Sürenin Son Gününü ise 12 Eylül Olarak Kabul Eden Görüş

Danıştay’ın idari davalara bakan dairelerinin son kararları öncesinde, vergi uyuşmazlıklarına bakan Danıştay Vergi Dava Daireleri (DVDDK)(10) ve Danıştay 4. Dairesi(11), 5 Eylül’ün adli tatilin içinde olduğu ve 6 Eylül’de adli işbaşı yapıldığı için son günü adli tatile rastlayan sürelerin, 12 Eylül günü mesai bitimine kadar uzayacağı görüşündeydi.

Yukarıda sözü edilen DİDDK kararlarında yer alan karşı oy da bu doğrultuda olup;

“Danıştay dairelerinin eylülün altısında çalışmaya başlayacakları hususunda duraksama bulunmamaktadır. Nitekim sözü edilen düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten bu yana uygulamanın da bu doğrultuda olduğu bilinen gerçektir” şeklindedir.

Bu kapsamda;

- Yargıtay’ın tutarlı biçimde ve daireleri arasındaki görüş birliğiyle İYUK’taki şekliyle HUMK’ta da yer alan “Eylül’ün beşine kadar” ifadesi ile “yedi gün uzamış sayılacağı” hükmünü;12 Eylül mesai bitimine kadar olarak yorumlamasının(12), mevcut düzenlemeyi getiren 5219 sayılı Kanunla(13) adli tatil hususunda yargı kolları (adli-idari) arasında uygulama birliği sağlanmaya çalışılması ile birlikte değerlendirilmesi,

- Söz konusu 5219 sayılı Kanun’un, İYUK’un 61. ve Danıştay Kanunu’nun 86. maddesinde değişiklik yapan maddelerinin gerekçesinde; idari yargıdaki adli tatilin, yalnızca başlangıç tarihinin yeninden düzenlendiğinin belirtilmesi(14),

- Kanun’un TBMM’deki görüşmelerinde adli tatilin 36 güne indirildiğinin (adli tatilin son günü olarak 4 Eylül kabul edilirse bu süre 35 gün olmaktadır) yasama organın temsilcileri tarafından ifade edilmesi(15),

- Nöbetçi olanlar dışındaki hakim, savcı ve adli personelin 5 Eylül günü de tatil yapıyor olması,

- Adli yıl açılışının 6 Eylül’de (veya bu tarihin resmi tatile rastlaması durumunda takip eden ilk iş gününde) yapılıyor olması

adli tatile rastlayan süre bitimlerinin 12 Eylül mesai bitimine kadar uzayacağı görüşünü daha baskın kılmaktadır(16).

Buna göre, örneğin 4 Ağustos 2010 günü kendisine vergi/ceza ihbarnamesi tebliğ edilen bir mükellefin, dava açması için 30. ve son gün olan 3 Eylül adli tatile denk geldiğinden; adli tatilin son günü olarak kabul edilen 5 Eylül’ün ertesi gününden itibaren (6 Eylül 1. gün olacak şekilde) 7 gün sayılarak 12 Eylül 2010’a uzamaktadır. Hatta bu yıl 12 Eylül, pazar gününe yani hafta tatiline rastladığı için; takip eden ilk iş günü (13 Eylül 2010) mesai bitimine kadar dava açılabilecektir.

Buna karşın, 9 Ağustos 2010’da kendisine tebligat yapılan bir mükellefin dava açması için son gün 8 Eylül 2010’dur. Çünkü 8 Eylül çalışma günü olup adli tatile denk gelmemektedir(17)(18).

İlginçtir ki ikinci durumda 5 gün daha sonra tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamesine karşı dava açma süresi ilkinden 5 gün önce bitmektedir. Bu durumun pek de adil olmadığı olduğu söylenebilir.

B- ADLİ TATİLİN SON GÜNÜNÜ RESMİ TATİLİN İZLEMESİ DURUMU

Bir başka önem arz eden durum da; çalışmaya ara verme süresinin (adli tatilin) son gününü herhangi bir resmi tatilin izlemesi durumunda, çalışmaya ara verme süresinin, bu resmi tatil süresince de devam edeceğinin kabul edilmesidir(19).

Danıştay’ın, “çalışmaya ara verme süresinin son gününü, herhangi bir resmi tatilin izlemesi halinde çalışmaya ara verme süresini bu resmi tatil süresince de de vam etmekte olacağını kabul etmeyi engellemeyeceği sonucuna varıldığından davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olmasında hukuka uyarlık görülmemiştir” şeklinde hüküm kurmuş olması, bu halde dahi sürenin uzamış sayılacağını göstermektedir(20).

Aynı Karar’ın gerekçesinde yer alan; “Dava hakkını düşüren süreler kamu düzeni ile ilgili bulunmakla beraber bunların duraksama yaratmayacak biçimde düzenlenmemiş olması hallerinde, yargı yolunun açık tutulması ve hakkın özünün yargı kararı ile korunması gerekeceği, mevcut kanuni düzenlemenin ise yukarıda değinildiği biçimde farklı anlaşılmasıyla ve duraksama yaratmaya uygun bulunduğu” ifadeleri ise yukarıda belirtilen ve yargı organları arasında dahi tereddüde neden olabilen bir düzenlemeden dolayı dava (temyiz, itiraz, karar düzeltme vs.) hakkının düşürülmemesi gerektiğini, hukuk devletine yaraşır bir biçimde ortaya koymaktadır(21).

C- ÖDEME EMRİNE KARŞI AÇILACAK DAVADA DA SÜRENİN UZAYACAĞI

Tartışmalı olan bir diğer konu da ödeme emrine karşı dava açma süresinin son gününün adli tatile rastlaması halinde bu sürenin uzayıp uzamayacağıdır.

İYUK’un 8. maddesinin 3. fıkrasındaki; “Bu Kanun’da yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır” ifadesinin, ödeme emrine karşı 7 gün içinde dava açılacağı hükmünün İYUK’ta değil de 6183 AATUHK’da düzenlenmiş olması ile birlikte değerlendirilmesi sonucu; dava açma süresinin son günü adli tatile rastlayan ödeme emrine karşı dava açılmasında, sürenin uzamayacağı şeklinde görüşler bulunmaktadır.

Ancak gerek doktrindeki kabul edilen görüşe(22) gerekse de Danıştay kararlarına(23) göre, ödeme emrine karşı açılacak davada da 7 günlük dava açma süresinin son gününün adli tatile rastlaması halinde, bu süre, adli tatilin bitiminden itibaren 7 gün uzamış sayılır.

 

IV- ADLİ TATİLDE DE ÇALIŞAN (ÇALIŞMAYA ARA VERMEYEN) İSTİSNAİ MAHKEMELER

Adli tatil uygulaması, mahkemelerin tamamıyla çalışmadığı anlamına gelmez. Esasa ilişkin karar verilemese de bazı konularda, nöbetçi mahkemeler vasıtasıyla hukukun sürekliliği sağlanır.

İdari yargıda nöbetçi mahkemeler, adli tatilde (çalışmaya ara verme süresi içinde):

a) Yürütmenin durdurulmasına ve delillerin tespitine ait işleri,

b) Kanunen belli süre içinde karara bağlanması gereken işleri(24)

yerine getirirler (İYUK md. 62).

Ancak idare ve vergi mahkemelerinde takip edilecek davalar bakımından asıl dikkat edilmesi gereken başka bir konudur. İYUK’un 61. maddesinde; bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinin Ağustos’un birinden Eylül’ün beşine kadar tatil olduğu belirtildikten hemen sonra; “Ancak, yargı çevresine dahil olduğu bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi dışında kalan idare ve vergi mahkemeleri çalışmaya ara vermeden yararlanamazlar. Bu mahkemeler, 62. maddedeki sınırlamaya tâbi olmaksızın görevlerine devam ederler.” hükmüyle çok daha önemli, gözden kaçabilecek ve dolayısıyla hak kaybına uğranılmasına neden olabilecek bir istisna ortaya konulmuştur.

Biraz karışık olan bu ifadeye açıklık getirmek gerekirse; idare ve vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemesi bünyesinde teşkilatlanıp ona bağlı çalışırlar. Her ilde bölge idare mahkemesi bulunmadığından bazı illerdeki idare ve vergi mahkemeleri, yakınındaki bir başka ilin bölge idare mahkemesinin yargı çevresindedir.

Örneğin, Balıkesir’de bölge idare mahkemesi yoktur. Ancak hem İdare Mahkemesi hem de Vergi Mahkemesi mevcuttur. Bu durumda Balıkesir İdare Mahkemesi ve Balıkesir Vergi Mahkemesi, Bursa Bölge İdare Mahkemesi’ne bağlıdır. Dolayısıyla yukarıdaki istisnaya uygun olarak, bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi dışında kalan idare ve vergi mahkemeleridir. Tekirdağ, Kocaeli ve Hatay Vergi Mahkemeleri için de aynı durum geçerlidir(25).

İşte bu mahkemeler, çalışmaya ara vermez yani adli tatil yapmaz(26).

Konuya ilişkin bir örneğe göre; Bursa’daki bir mükellefin, 27 Temmuz 2010 tarihinde kendisine tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamesine karşı 30 günlük dava açma süresinin son günü adli tatile rastladığından ve Bursa Vergi Mahkemesi adli tatilde çalışmaya ara verdiğinden, dava açmak için son gün 12 Eylül 2010 (yukarıda belirtilen ilk görüşe göre 11 Eylül 2010) mesai bitimine kadar uzamaktadır.

Ancak, yine 27 Temmuz 2010 günü kendisine tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamesine karşı Balıkesir’deki bir mükellefin 30 günlük dava açma süresi ise 26 Ağustos 2010 mesai bitimiyle birlikte dolmaktadır.

İstisnai durum yalnızca dava açma süreleri için değil diğer hak düşürücü süreler için de geçerlidir.

Bu bakımdan, bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi dışında kalan idare ve vergi mahkemelerinde dava açacak veya halen yargılaması devam eden kişilerin; hak kaybına uğramamak için adli tatilin kendilerini etkilemediğini bilmeleri ve süreleri geçirmemek konusunda çok dikkatli olmaları gerekmektedir(27).

 

V- SONUÇ

Mali tatilde dava açma süreleri işlememektedir. Mali tatil boyunca duran bu süreler, mali tatil sona erdikten sonra işlemeye devam etmektedir.

Dava açma süresinin son gününün adli tatile rastlaması halinde ise adli tatilin son gününü takip eden 7. günün mesai saati bitimine kadar uzamış sayılır.

Adli tatilin son gününün 4 Eylül mü yoksa 5 Eylül mü olduğu tartışmalıdır. Kanımızca nöbetçi olanlar dışındaki hakim, savcı ve adli personelin 5 Eylül günü de tatil yapması, adli yıl açılışının geleneksel hale geldiği üzere 6 Eylül’de yapılıyor olması ve adli-idari yargı arasında uyum sağlanması bakımından adli tatilin son gününün 5 Eylül olarak tüm yargı kollarında aynı şekilde belirleyen 5219 sayılı Kanun ve gerekçesi, adli tatilin son gününün 5 Eylül olduğunu göstermektedir.

Her ne kadar içinde bulunduğumuz 2010 yılında, hem 11 Eylül hem de 12 Eylül hafta tatiline rastladığından sorun yaşanması güç görünse de bu konuda daha açık bir kanuni düzenleme yapılması, daha sonraki yıllarda ortaya çıkabilecek yalnızca süre yönünden hak kaybı yaşanması ihtimalini azaltacaktır.

Örneğin, adli tatilin son günü olarak 5 Eylül kastediliyorsa “Ağustos ayının birinden Eylül’ün beşine kadar” ifadesinin yanına “bu tarihler dahil” gibi bir ibare eklenebilir. Keza mali tatil uygulaması ile ilgili olarak parantez içinde “yirmisi dahil” denilerek bu yola başvurulmuştur.

Son gün olarak 4 Eylül belirlenmek isteniyorsa da 5 Eylül için “adli işbaşı yapılır” ya da “adli yılın ilk günüdür” gibi bir ifade kullanılabilir.

Diğer taraftan, yargı çevresine dahil olduğu bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi dışında kalan Balıkesir, Hatay, Kocaeli ve Tekirdağ vergi mahkemeleri adli tatil yapmamaktadır. Çalışmaya ara vermeyen bu mahkemelerde (yargı çevrelerinin sürekli olarak değiştirilmesi ile sayılarının azalıp artabileceği göz önünde bulundurularak) dava açmış veya açacak olan mükelleflerin veya vekillerinin hak kaybına uğramamaları açısından dikkatli olmaları gerekmektedir.

Kanunlarda karışık ve anlaşılması güç bir biçimde yer alan hukuki süreler, hak düşürücü nitelikleri nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, her vatandaşın anlayabileceği ve aradığı cevabı bulabileceği şekilde düzenlenmelidir.

Çünkü ne kadar haklı olunsa da bu sürelerin geçirilmesi halinde hakkın aranamayacağı, hukuk tarafından korunma sağlanamayacağı bir gerçektir.

Son olarak belirtmek gerekir ki adli veya mali tatilde sürelerin uzaması; dava açılamayacağı, mahkemelere dilekçe verilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Tatil dönemlerinde dahi nöbetçi mahkemeler aracılığıyla söz konusu işlemlerin gerçekleştirilmesi mümkündür.

Bu nedenle, özellikle süreli işleri son güne bırakmadan yapmak, temkinli davranmak en doğru yöntem olarak görünmektedir.

 

*          Avukat

(1)         Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanun, 28.03.2007 tarih ve 26476 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarih itibariyle yürürlüğe girmiştir.
(2)         5604 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi gereğince; “Haziran ayının son gününün tatil günü olması halinde, mali tatil, Temmuz ayının ilk iş gününü takip eden günden başlar.” Örneğin 2007 yılında olduğu gibi 30 Haziran Cumartesi gününe (veya Pazar gününe) rastlarsa ilk iş günü olan Pazartesi de mesai yapılacaktır. Bu halde mali tatil, Salı gününden itibaren başlayacaktır.
(3)         Ayrıntılı bilgi için bkz. Fatma TAŞ, “Mali Tatilin Danıştay’da Temyiz Süresini Uzatmayacağı”, Yaklaşım, Sayı: 205, Ocak 2010, s.  299)
(4)         Dn. 3. D.’nin, 23.02.2009 tarih ve E. 2007/3182, K. 2009/461 sayılı Kararı (Karar’ın tam metni için bkz. Şükrü KIZILOT - Zuhal KIZILOT, Kaçakçılık Suçları ve Naylon Fatura İhtilafları, 2. Baskı, Yaklaşım Yayınları, Ankara 2009, s. 475-477); Dn. 3. D.’nin, 30.09.2009 tarih ve E. 2009/4122, K. 2009/2814 sayılı Kararı da aynı doğrultudadır (Karar’ın tam metni için bkz. Yaklaşım, Sayı: 205, Ocak 2010, s. 308-309).
(5)         HUMK ve CMK’da yer alan “adli ara verme”, “adli tatil” ifadeleri ile İYUK, Danıştay Kanunu ve Sayıştay Kanunu’nda kullanılan “çalışmaya ara verme”nin ifadesinin yargılama usulünde karşıladıkları anlam aynıdır.
(6)         A. Bumin DOĞRUSÖZ, “İdari ve Yargısal Sürelerde Tatiller”, Yaklaşım, Sayı: 188, Ağustos 2008, s. 39-40
(7)         DİDDK’nın, 18.02.2010 tarih ve E. 2010/115, K. 2010/146 sayılı; 19.02.2009 tarih ve E. 2009/276, K. 2009/52 sayılı; 06.11.2008 tarih ve E. 2006/3528, K. 2008/1889 sayılı Kararları.
(8)         Dn. 10. D.’nin, 17.02.2009 tarih ve E. 2009/1374, K. 2009/1112 sayılı Kararı.
(9)         Dn. 8. D.’nin, 29.09.2006 tarih ve E. 2006/4877, K. 2006/3247 sayılı Kararı.
(10)       Dn. VDDK’nın, 06.02.1997 tarih ve E. 1996/375, K. 1997/97 sayılı Kararı.
(11)       Dn. 4. D.’nin, 11.12.1989 tarih ve E. 1989/1277, K. 1989/4231 sayılı Kararı.
(12)       Yrg. HGK’nın, 21.01.2009 tarih ve E. 2008/14-831, K. 2009/3 sayılı Kararı; Yrg. 11. HD.’nin, 01.03.2007 tarih ve E. 2007/418, K. 2007/3769 sayılı Kararı.
(13)       21.07.2004 tarih ve 25529 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
(14)       http://www2.tbmm.gov.tr/d22/1/1-0830.pdf.
(15)       Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu Tutanağı, 22. Dönem, 2. Yasama Yılı, 115. Birleşim, 14.07.2004 (www.tbmm.gov.tr).
(16)       Y. Burak ASLANPINAR, “Bulmaca, Buldurmaca, Adli Tatil Kırpmaca”Hürses, 03.09.2009
(17)       Yrg. HGK’nın, 03.02.1993 tarih ve E. 1992/4-708, K. 1993/33 sayılı Kararı da aynı doğrultudadır.
(18)       Y. Burak ASLANPINAR, “Adli Tatil Uzar mı?-I”, Hürses, 28.08.2008
(19)       Şükrü KIZILOT - Zuhal KIZILOT, Vergi İhtilafları ve Çözüm Yolları, Yaklaşım Yayınları, 17. Baskı, Ankara 2010, s. 759
(20)       Y. Burak ASLANPINAR, “Adli Tatil Uzar mı?-II”, Hürses,  29.08.2008
(21)       Dn. 4. D.’nin, 17.12.1998 tarih ve E. 1997/5178, K. 1998/4682 sayılı Kararı.
(22)       KIZILOT - KIZILOT, Vergi İhtilafları ve Çözüm Yolları, s. 478
(23)       Dn. 7. D.’nin, 13.11.2002 tarih ve E. 2000/5685, K. 2002/3522 sayılı Kararı.
(24)       Dn. 7. D.’nin, 27.09.2005 tarih ve E. 2003/2801, K. 2005/2120 sayılı Kararı ile; “ödeme emrine karşı açılan davanın kanunen belli süre içinde karara bağlanması gereken işlerden olmadığı ve bu uyuşmazlıklar hakkında nöbetçi mahkeme tarafından karar verilemeyeceği”ne hükmedilmiştir.
(25)       Bu şekilde teşkilatlanmış çok sayıda idare mahkemesi de bulunmaktadır. Söz konusu idare ve vergi mahkemelerinin sayısı, bölge idare mahkemelerinin faaliyete geçmesi veya yargı alanlarının değiştirilmesiyle sürekli değişim gösterebilmektedir.
(26)       Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, 25.06.2009 tarih ve 27269 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 20.01.2009 tarih ve 10 sayılı Kararı’nın 7. maddesinde de; “Yargı çevresine dahil olduğu bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi dışında kalan idare ve vergi mahkemelerinde çalışan hakimlerin yıllık ara vermeden yararlanamayacağı” açıkça belirtilmiştir.
(27)       Y. Burak ASLANPINAR, “Tatili Olmayan Mahkemelere Dikkat”Hürses, 21.08.2008