İMZA ATAMAYAN KİŞİLERİN YAPTIĞI HUKUKİ İŞLEMLERİN SENETLE İSPAT GÜCÜ VE BU KİŞİLER İÇİN NOTERDE DÜZENLENECEK BELGELER BAKIMINDAN VERGİ VE HARÇ MUAFİYETİ (6100 SAYILI HMK MD. 206)

01 Ağustos 2012 | E-Posta İle Gönder | Pdf Olarak Görüntüle | Yazdır

Yazar: Y. Burak ASLANPINAR *

Yaklaşım / Ağustos 2012 / Sayı: 236 / s. 301-306


I-GİRİŞ

Yargılama usulü hukukumuzdaki en önemli delillerden olan senetlerin ispat gücü, bu belgelerin geçerli biçimde düzenlenmeleri ve ıslak ya da elektronik imza ile imza edilmelerine bağlıdır.

Ancak okuma yazma bilmemeleri veya engelli oluşları nedeniyle imza atamayan kişiler de bulunmaktadır. Bu kişilerin yaptığı hukuki işlemlerin senet niteliğini taşıyabilmesine ilişkin şartlar ise 6100 sayılı (Yeni) Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun[1](HMK) 206. maddesinde yer almaktadır.

Çalışmamızda; öncelikle HMK’nın 206. maddesi, 1086 sayılı (Önceki) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’ndaki (HUMK) hüküm ile karşılaştırmalı olarak açıklanacak ve 1086 sayılı HUMK döneminde düzenlenmiş belgelerin ispat gücü incelenecektir.

Ayrıca HMK’nın 206. maddesinde imza atamayan kişilerin noterde düzenleyeceği belgelere ilişkini vergi, harç ve değerli kağıt bedeli muafiyeti irdelenecektir.


II-6100 SAYILI (YENİ) HMK’NIN 206. MADDESİ VE 1086 SAYILI (ÖNCEKİ) HUMK’UN 297. MADDESİ İLE KARŞILAŞTIRILMASI

HMK’nın 206. maddesi ve bu hükme karşılık gelen HUMK’un 297. maddesi şu şekildedir:

 

6100 sayılı (Yeni) HMK

 

1086 sayılı (Önceki) HUMK

MADDE 206- (1) İmza atamayanların mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesi, noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlıdır.

(2) İmza atamayan kimselerin, cüzdanla iş yapmayı usul edinmiş kuruluşlarla olan işlemlerde kullanacakları mühür, kazınmış imza, işaret veya parmak izinin, işlemin başlangıcında hesap defterine veya cüzdanına basılmış olması veya önceden noterde bir örneği saklanmak üzere onanmış bulunması yeterli olup, her işlemde ayrıca onamaya bağlı değildir.

(3) Yukarıda belirtilen hükümler dairesinde noterlerce düzenlenecek olan senetler için ilgilisinden harç, vergi ve değerli kağıt bedeli alınmaz[2].

 

MADDE 297 – Mühür veya bir alet vasıtasiyle vazolunan imza veya cüzdan ile muamele icrasını itiyat etmiş olan müesseselerde muamelenin iptidasında tayin olunup bir sureti hesap defterine veya cüzdana mevzu bulunan mühür veya imza ile yapılacak muamele muteberdir. Bundan başka imza vaz'ına muktedir olamıyan veya yazı bilmiyen şahsın heyeti ihtiyariye ve mahallince maruf iki şahıs tarafından tasdik edilmiş ve el ile yapılmış bir işaret veya mühür istimal etmesi caizdir.

 

Görüldüğü üzere, Yeni HMK hükmüne göre;

- İmza atamayanların[3]; mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgeler, noterler tarafından düzenlenme biçiminde oluşturulması şartıyla, senet niteliğini ve dolayısıyla senetle ispat gerektiren durumlarda da  “senetle ispat gücü”nü taşıyacaktır.

- Bu işlemler nedeniyle noterler tarafından harç, vergi ve değerli kağıt bedeli alınmayacaktır.

- İmza atamayan kimselerin, bankalar gibi cüzdanla iş yapmayı usul edinmiş kuruluşlarla olan işlemlerde kullanacakları mühür, kazınmış imza, işaret veya parmak izinin, işlemin başlangıcında hesap defterine veya cüzdanına basılmış olması veya önceden noterde bir örneği saklanmak üzere onanmış bulunması yeterli olup her işlemde ayrıca onamaya bağlı değildir.


III-YENİ HMK’DAN ÖNCE DÜZENLENMİŞ BELGELERİN SENETLE İSPAT GEREKTİREN DURUMLARDA DELİL OLMA GÜCÜ

Önceki 1086 sayılı HUMK hükmünde imza atamayan veya yazı bilmeyenlerin, ihtiyar kurulu ve o yerde tanınan iki kişi tarafından onaylanmış, el ile yapılmış bir işaret ya da mühür kullanması caiz görülmüştür.

Yeni HMK hükmünde ise imza atamayanların mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senetle ispat gücünü taşıyabilmesi, “noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulması”na bağlı tutulmuştur.

Bu durumda, Yeni HMK yürürlüğe girdikten sonra, imza atamayanların mühür veya parmak izi ile işaretledikleri kağıtlarınsenetle ispat gerektiren durumlarda ispat vasıtası olabilmesi ancak noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlıdır. Bu konu şüpheye yer bırakmayacak biçimde açıktır.

Olayın ilgi çekici ve daha önemli yönü ise; Yeni HMK yürürlüğe girdikten sonra, önceki hükme göre (ihtiyar heyeti ve o yerde tanınan iki kişi tarafından onaylanmış şekilde) oluşturulmuş belgelerin, senetle ispatın arandığı durumlarda, bu ispat gücünü sağlayıp sağlamadığıdır.

Kural olarak; yeni çıkan kanundan önce yapılan işlemler, kanun değişikliği karşısında geçerliliklerini kaybetmezler. Ancak delillerin ispat gücünün değerlendirilmesi, delillerin oluşturulduğu zamanın hukuk kuralları ile değil, delillerin mahkemede kullanılacağı zamanın yargılama hukuku kuralları ile yapılmaktadır.

Nitekim benzer bir durum daha önce de yaşanmış olup 1086 sayılı HUMK’un 297. maddesi de yürürlüğe girdiği 1927 yılından önceki uygulamadan farklı kurallar getirmiştir. 1086 sayılı HUMK’un 297. maddesindeki düzenlemeden önce, imza atamayanların yaptıkları hukuki işlemlere ilişkin “heyeti ihtiyariye ve mahallince maruf iki şahıs tarafından tasdik edilmiş olma” şartı bulunmamaktaydı.

Bu kural getirilmeden önceki işlemlerin geçerli olup olmayacağı konusunda yargıya taşınan olayda Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun Kararı, 1086 sayılı HUMK’tan önce de olsa;

“İmza atamayan veya yazı bilmeyen kişilerin verdiği senetlere konulan mühürler, ihtiyar kurulu ve o yerde tanınan iki kişi tarafından onanmadıkça hükme esas olamaz” şeklindedir[4].

Yargıtay Kanunu’nun 45. maddesine göre ise;

“İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar.”

Bu karar günümüze uyarlandığında, imza atamayanların yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin (Yeni HMK’nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden önce oluşturulmuş olsa da); senetle ispat gerektiren durumlarda yargılama esnasında senetle ispat gücünün olabilmesi için, Yeni HMK’nın 206. maddesine uygun biçimde noter tarafından düzenlenmiş olması şartı getirilmiştir şeklinde bir sonuca ulaşılabilir[5].

Ancak aynı 6100 sayılı Yeni HMK’nın geçici 2. maddesinde açıkça;

“1086 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu dönemde usulüne uygun olarak düzenlenmiş bulunan senetler, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra da geçerliliklerini korur” hükmü yer almaktadır.

Maddenin gerekçesi ise;

“Taraflar yürürlükte bulunan Kanuna göre senet düzenleyeceklerinden ve ileride yapılması muhtemel değişikliklere göre senet düzenlenmesi taraflardan beklenemeyeceğinden, bu Kanunun hükümlerinden önce düzenlenmiş bulunan senetlerin delil olarak kullanılmasına imkan tanımak ve tereddütleri ortadan kaldırmak amacıyla bu hükme yer verilmiştir” şeklindedir.

Bu halde, 6100 sayılı HMK’nın yürürlük tarihi olan 01.10.2011’den önceki, imza atamayan veya yazı bilmeyenlerin, ihtiyar kurulu ve o yerde tanınan iki kişi tarafından onaylanmış ve el ile yapılmış bir işaret ya da mühür kullanarak işaretledikleri belgeler, 01.10.2011 tarihinden sonra da senet hükmünde olacaktır.


IV-İMZA ATAMAYANLARA NOTERDE VERGİ VE HARÇ MUAFİYETİ TANINMASINA İLİŞKİN HÜKÜM VE DEĞERLENDİRİLMESİ

6100 sayılı HMK’nın 206. maddesinin 3. fıkrasında, bu maddede belirtilenler çerçevesinde noterlerce düzenlenecek olan senetler için ilgilisinden harç, vergi ve değerli kağıt bedeli alınmayacağı ifade edilmiştir.

Fıkra gerekçesinde de “düzenlemeyle, noter tarafından düzenlenecek belgeler dolayısıyla, ilgilinin sıkıntıya düşmemesini temin ve onu zora koşmamak için, noterin, harç, vergi ve değerli kağıt bedeli adı altında herhangi bir ödeme yapılmasını talep edemeyeceği hususu hüküm altına alındığı” belirtilmiştir.

Madde hükmü, gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde; yapılan işlemler için bir “istisna” getirilmesi değil doğrudan bu işlemleri yapan kişilere yani imza atamayanlara “muafiyet” tanınmasına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

Nitekim Türkiye Noterler Birliği’nin konuya ilişkin yorumu da;

“… maddenin son fıkrasında yer alan bağışıklığın kişilerin şahsına getirilen bir muafiyet hükmü niteliğinde olması nedeniyle, bu işlemlere katılanların tümü imza atamayan kişi/kişilerden oluşuyorsa işleme harç, damga vergisi ve değerli kağıt muafiyeti uygulanacağı; diğer durumlarda ise imza atamayan kişi/kişilere noter harcı muafiyeti uygulanacağı, imza atabilen kişi/kişilerden ise harç, damga vergisi ve değerli kağıt bedellerinin tahsil edilmesi gerektiği” şeklindedir[6].

Bu doğrultuda, örneğin, 2012 yılında noterde düzenlenen 1.000.000 TL bedelli iki sayfalık bir sözleşme için; okuma yazma bilen ve imza atabilen kişi, 8.250 TL(binde 8,25) damga vergisi, 990 TL (binde 0,99) harç ve 12,5 TL (tek sayfa için maktu 6,25 TL*2=12,50 TL) değerli kağıt bedeli (toplamda 9.252,50 TL) ödemek durumunda kalırken imza atamayan kişi HMK’nın 206/3. maddesine göre hiçbir ödeme yapmayacaktır[7].

Görülmektedir ki; aynı işlem nedeniyle, imza atabilenler harç, vergi ve değerli kağıt bedeli ödemek durumunda kalırken, yalnızca okuma yazma bilmemesi veya bir başka sebeple imza atamamasından ötürü bazı kişilere muafiyet ve dolayısıyla ayrıcalıktanınmaktadır.

Muhtemelen hükümle amaçlanan, imza atamayan kişilere, yalnızca bu nedenle notere gitmek durumunda kalmaları halinde bedel ödettirilmemesidir. Örneğin, imza atabilen bir kişinin adi senet olarak düzenleyebildiği, noterde düzenlenme şartı bulunmayan belge için imza atamayanların da fazladan noter masrafı yapmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Ancak hüküm yorumlandığında bu sonuçtan çok daha fazlası ortaya çıkmakta, her şartta (imza atabilen kişiler bakımından da noterde düzenlenme şartı bulunan belgeler için dahi) imza atamayanlar lehine muafiyet tanınmaktadır.

Bu haliyle hüküm, Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan “Kanun Önünde Eşitlik İlkesi”ne aykırıdır[8].

İmza atabilen kötüniyetli kişilerin, muafiyetten yararlanmak amacıyla imza atamıyor gibi hareket etmesine dahi yol açabilecek bu hükmün yeniden ele alınması yerinde olacaktır.

İmza atamayanlara tanınan muafiyetin, imza atabilen kişiler için noterde düzenlenme şartı bulunan belgeler bakımından kaldırılması, eşitsizliğin giderilmesi doğrultusunda öneri olarak getirilebilir.


V-SONUÇ

Senetlerin ispat gücünü haiz olabilmeleri, kanunun aradığı şartlarda düzenlenmelerine bağlıdır.

İmza atamayan kişilerin yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesi, 6100 sayılı (Yeni) HMK’nın 206. maddesinde, daha önceki hükümlerden farklı olarak düzenlenmiştir. Buna göre, imza atamayanların mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesi, noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlı tutulmuştur.

Bu şartlara göre değil ancak 6100 sayılı HMK’nın yürürlük tarihi olan 01.10.2011 tarihinden önce ve 1086 sayılı HUMK kapsamında, geçerli bir biçimde düzenlenmiş belgeler, HMK’nın geçici 2. maddesi gereğince geçerliliğini koruyacaktır.

6100 sayılı HMK’nın 206. maddesinin getirdiği bir diğer önemli yenilik de imza atamayan kişilerin noterde düzenleyecekleri belgelere vergi, harç ve değerli kağıt bedeli muafiyeti tanınmış olmasıdır. Çalışmamızın söz konusu muafiyet hükmünün değerlendirilmesi bölümünde de belirtildiği üzere; muafiyetin, tüm belgeler için öngörülmesi, imza atamayanlar lehine eşitsizlik oluşturacaktır. Zira hüküm yorumlandığında, her şartta (imza atabilen kişiler bakımından da noterde düzenlenme şartı bulunan belgeler için dahi) imza atamayanlar lehine muafiyet tanındığı sonucuna ulaşılmaktadır. Ancak imza atabilen kişilerin bu şekilde bir muafiyeti bulunmamaktadır.

 İmza atabilen kötüniyetli kişilerin, muafiyetten yararlanmak amacıyla imza atamıyor gibi hareket etmesine dahi yol açabilecek bu hükmün yeniden ele alınması ve imza atamayanlara tanınan muafiyetin, “imza atabilen kişiler için noterde düzenlenme şartı bulunan belgeler bakımından” kaldırılması, eşitsizliğin giderilmesi bakımından yerinde bir değişiklik olacaktır.





[1] 04.02.2011 tarih ve 27836 sayılı RG’de yayımlanmış ancak 451. maddesi gereğince 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

[2]  Madde gerekçesi şu şekildedir:
“Madde 1086 sayılı Kanundaki muadil hükümden hem sistematik hem de içerik olarak farklı düzenlenmiştir. Öncelikle, imza atamayanların senet düzenlerken durumunu belirleyen genel bir hüküm haline getirilmiştir.
Birinci fıkrada, imza atamayan veya imza atmaya muktedir olmayan kimselerin, mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle işlem yapabilecekleri kabul edilmiştir. Ancak, bu şekilde mühür, alet ya da parmak izi kullanarak yapacakları hukukî işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesi, noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlı kılınmıştır. 1086 sayılı Kanundaki ihtiyar heyeti ve iki tanık huzurunda işlemin yapılması usulü kaldırılmıştır. İmza atamayanların, hukukî işlemlerinin sonuçları konusunda aydınlatılmalarını ve bu şekilde işlemlerini daha güvenli bir şekilde yapmalarını sağlamak amacıyla, belgenin, noterde düzenleme biçiminde oluşturulması kabul edilmiştir. Özellikle, noterlerin hukukçu olmaları sebebiyle, hukukî işlem yapma konusundaki bilgi ve tecrübeleri ile imza atamayan kimseleri de gereği gibi bilgilendirmeleri sonucu hukukî işlemler daha güvenli bir şekilde yapılmış olacaktır. Noterlerin, hemen hemen ülkenin her yerinde bulunduğu ve onlara ulaşmanın bugün çok kolaylaştığı düşünüldüğünde, işlem yapacak kimseler bakımından, bu yeni düzenleme, ayrıca bir zorluk yaratmayacaktır.
İkinci fıkrada, imza atamayan kimselerin cüzdanla iş yapmayı usul edinmiş kuruluşlarla (Örneğin: Bankalar) olan işlemleri düzenlenmiştir. Bu işlemlerde kolaylık sağlamak amacıyla birinci fıkradaki işlemin her seferinde tekrarlanmaması için bu fıkra kabul edilmiştir. Bu tür kuruluşlarla olan işlemlerde, kullanacakları mühür, imza, işaret veya parmak izinin, işlemin başlangıcında hesap defterine veya cüzdanına basılmış olması veya önceden noterde bir örneği saklanmak üzere onanmış bulunması yeterli kabul edilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemeyle, noter tarafından düzenlenecek belgeler dolayısıyla, ilgilinin sıkıntıya düşmemesini temin ve onu zora koşmamak için, noterin, harç, vergi ve değerli kağıt bedeli adı altında herhangi bir ödeme yapılmasını talep edemeyeceği hususu hüküm altına alınmıştır.”

[3] Bir görüşe göre imza atamayanlar; imza atamayan görme engelliler, okuma yazma bilmeyenler ve objektif nedenlerle fiziksel olarak imza atamayanlardır (Sema TAŞPINAR AYVAZ, “Türk Borçlar Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun İmza Atamayanlarla İlgili Yeni Düzenlemesine Eleştirel Bir Bakış”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 61, Sayı: 2012/1, s. 347).

[4]  Yrg. İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 12.11.1930 tarih ve E. 1930/29, K. 1930/30 sayılı Kararı.

[5]  Nitekim bu sonuca ulaşan bir görüş için bkz. Bilge UMAR, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Yetkin Yayınları, Ankara, 2011, s. 654-655.

[6] Türkiye Noterler Birliği’nin 06.10.2011 tarihli ve “6100 sayılı HMK’nın 206. maddesinin uygulama şekli hk.” konulu yazısı.

[7]  Şükrü KIZILOT, “İmza Atamayana Noterde Vergi ve Harç Yok”, Hürriyet, 22.04.2012.

[8]  Okuma yazma bilmemesi nedeniyle değil de engelli olmasından ötürü imza atamayan kişilere muafiyetin tüm işlemler için devam ettirilmesinin, Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan “Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz” hükmü nezdindeeşitlik ilkesine aykırılık oluşturmayacağını da savunmak mümkündür.