Ülkemizdeki Mobbing (İşyerinde Psikolojik Taciz, Yıldırma) Davaları

22 Mayıs 2009 | E-Posta İle Gönder | Pdf Olarak Görüntüle | Yazdır

HÜRSES

Dün yayımlanan yazımızda “mobbing”in; bireylere, işyerindeki üstleri, eşit düzeyde çalışanlar ya da astları tarafından sistematik biçimde uygulanan her tür kötü muamele, psikolojik (duygusal) taciz, baskı, yıldırma, tehdit, şiddet, aşağılama gibi davranışlar anlamına geldiğinden ve unsurlarından söz etmiştik.

Hukukumuzda mobbing yani psikolojik tacize ilişkin münhasır bir kanun hükmü bulunmuyor. Ancak ayrı bir kanun maddesinin bulunmaması, psikolojik tacize maruz kalan kişilerin; Anayasa (temek hak ve kanun önünde eşitliğe ilişkin maddeler), Türk Medeni Kanunu (md. 2, 23 vd.), Borçlar Kanunu (haksız fiile ilişkin md. 41 vd.), İş Kanunu (md. 5, 24, 77) veya Türk Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde haklarını arayamayacağı anlamına gelmiyor.

Nitekim Türkiye’de de “mobbing”i tanıyan ve tanımlayan mahkeme kararları ile karşılaşmaya başladık.

Yargıtay’ın aynen onadığı[1] Ankara 8. İş Mahkemesi’nin kararına göre;

“… işyerinde amirlerinin uzaktan, yüksek sesle bağırarak, iş yapmasını söylemelerine, telefonla konuşurken konuşmasına aldırılmadan emir ve görev vermelerine, yüksek sesle bağırılarak ‘sen bu işi beceremiyorsun’ gibi sözlü saldırılara, hakaretlere maruz kalmıştır. Kişilik hakları çiğnenmiş, çalışma arkadaşları arasında küçük düşürülmüştür. Bu davranışlar mahkememizce isçiyi yıldırmaya, psikolojik baskı uygulayıp genellikle de işten ayrılmasını sağlamaya yönelik davranışlar olarak değerlendirilmiştir. Yine tanık beyanıyla doğrulanan, davacının mesai sonrasında ağlama krizine girmesi, psikolojik tedavi görmesi, rapor alması da bu kanaati kuvvetlendirmektedir. ‘Mobbing’ kavramı, işyerinde bireylere üstleri, eşit düzeyde çalışanlar ya da astları tarafından sistematik bicimde uygulanan her tur kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama vb. davranışları içermektedir. Toplanan delillerden davacıya üstleri tarafından kötü muamele yapılıp aşağılanarak psikolojik taciz uygulandığı, verilen haksız disiplin cezaları sonucu Toplu İş Sözleşmesi'nde yapılan düzenlemeye göre de iş akdinin feshi sonucuna kadar varıldığı, dolayısıyla geçimini emeğiyle çalışarak kazanan davacı isçinin maddi ve manevi kayba uğratıldığı kanaatine varılmıştır. Davacının üzüntüsünü bir ölçüde hafifletebilmek amacı ile davacı lehine 1.000 YTL manevi tazminata hükmedilmiştir”[2]

Dünkü yazımızda bahsettiğimiz Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 23.06.2008 tarihli ve E:2007/42976, K:2008/17137 sayılı Kararı da aynı yöndedir.

 

İdari Yargı-Memurlar Yönünden Mobbing

Mobbing sadece İş Kanunu’da tâbi olarak çalışanların iddia edebileceği bir durum olarak algılanıyor. Halbuki Danıştay kararlarında da (tanımı yapılmasa da), devlet memurlarının da mobbing ve benzeri saldırılara maruz kaldığı vurgulanmış[3]. Örneğin, memur sicillerinin objektif bir biçimde tutulması gerekiyor. Yani raporlar, sicil amirinin kişisel amaç veya garezine dayanmamalı. Söz konusu Danıştay kararları, bir anlamda, mobbing iddiasının devlet memurları için de ileri sürülebileceğine işaret ediyor.

Henüz kanunlarımızda yer almayan “mobbing”e, Yeni Borçlar Kanunu Tasarısı’nda yer verilmiş. “Mobbing”e ilişkin düzenlemenin bu kanunla sınırlı tutulmasının yeterli olup olmadığı, İş Kanunu ve Devlet Memurları Kanunu’na da en azından atıf yoluyla girmesinin gerekip gerekmediği ise bambaşka bir tartışma konusu…

Yine de, ekonomik, fiziki vs. sayısız kaygı ve sıkıntı ile boğuşan çalışanların; en azından psikolojik (duygusal) baskılardan sıyrılabilmesi konusunda, hukuki anlamda önemli adımlar atıldığı bir gerçek.




[1] Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 30.05.2008 tarihli ve E:2007/3154, K:2008/13307 sayılı Kararı.
[2] Ankara 8. İş Mahkemesi’nin 20.12.2006 tarihli ve E:2006/19, K:2006/625 sayılı Kararı.
[3] Danıştay 2. Dairesi’nin 20.12.2005 tarihli ve E:2005/2279, K:2005/4239 sayılı Kararı; Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 29.11.2007 tarihli ve E:2004/2765, K:2007/2420 sayılı Kararı.