Ücreti Düşük Göstermek Vergi Kaçakçılığı, Kaçak İşçi Çalıştırmak Değil!

16 Ekim 2009 | E-Posta İle Gönder | Pdf Olarak Görüntüle | Yazdır

HÜRSES

Bir soru…

Bir tarafta kaçak yani kayıt dışı işçi çalıştıran işveren var. Bu işveren, işçinin ücretini ödüyor ama işçinin çalıştığına dair bir kayıt tutmuyor. İşçi için ne vergi ödüyor ne de sosyal güvenlik primi yatırıyor.

Diğer tarafta ise işçiye verdiği ücreti, bordroda düşük gösteren bir işveren var. Örneğin, işçinin ücreti 2.000 TL olmasına rağmen ücret bordrosu asgari ücret üzerinden düzenleniyor. Bu durumda ise işçi için vergi ve sosyal güvenlik primi ödeniyor ama gerçek değeri üzerinden değil.

Hangisinin yaptırımı daha ağır olmalı? Mantığınız, kaçak işçi çalıştıran ilk işveren hakkında daha ağır ceza uygulanması gerektiğini söylüyor değil mi?

Ama ne yazık ki vergi bakımından cevap, ikinci işverene daha ağır ceza uygulanacağı yönünde!


Kaçak İşçi Çalıştırmak Vergi Kaçakçılığına Girmiyor

Konuyu düzenleyen Vergi Usul Kanunu’nun 344. maddesi ikili bir ayırıma gitmiş. Buna göre;

1)Vergi ziyaına (kaybına) neden olunuyorsa,

- Ziyaa uğratılan vergi, bu verginin 1 katı kadar vergi ziyaı cezasıve gecikme faizi ile birlikte alınıyor.

2)Bu vergi ziyaına,VUK’un 359. maddesinde yazılı olan fiillerle (vergi kaçakçılığı suçları ile) neden olunuyorsa,

- Ziyaa uğratılan vergi, bu verginin 3 katı kadar vergi ziyaı cezasıve gecikme faizi ile birlikte alınıyor. Üstelik ceza mahkemesinin yapacağı yargılama sonucunda hapis cezası da verilebiliyor.

Söz konusu 359. maddede yer alan fiillerden (vergi kaçakçılığı suçlarından) yazımızla ilgili olanı ise “muhteviyatı (kapsamı) itibariyle yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma”.

Maddede yanıltıcı belgenin tanımı da yapılmış.

“Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir.”

Ücret bordrosunda da ücretin düşük gösterilmesi yanıltıcı belge düzenlenmesi anlamına geliyor. Bu durumda, vergi ve 3 kat vergi ziyaı cezası istendiği gibi 18 aydan 3 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalınıyor (VUK md. 359/a-2).

Diğer taraftan, kaçak işçi çalıştıranlar, hiç belge düzenlemedikleri içinbu madde kapsamına girmiyorlar. Vergi ziyaı cezası, verginin 3 katı değil 1 katı olarak kesiliyor. Daha da önemlisi hapis cezası söz konusu değil.“Hiç adil değil. Kaçak işçi çalıştıranın daha ağır şekilde cezalandırılması lazım”diyeceksiniz. Ama kanun aksini söylüyor.


Ceza Hukukunun Genel İlkeleri Ne Diyor?

Mantığa aykırı gelen bu duruma bir de “Ceza Hukukunun Genel İlkeleri” ve Anayasamız açısındandeğerlendirmekte fayda var.

Türk Ceza Kanunu’nun 3. maddesine göre;

“Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.”

 5. maddesine göre ise;

“Bu Kanun’un (Türk Ceza Kanunu’nun) genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.”

Vergi Usul Kanunu’nun, birçok maddesiyle ceza içeren bir kanun olduğu noktasında şüphe yok. O halde işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza verilmesine dair ilke vergi cezaları bakımından da uygulanır olmalı.


Anayasa’ya Aykırılık Var mı?

Anayasa Mahkemesi, yazımızın konusuna benzer başvurularda, suç ve cezanın belirlenmesinin kanun koyucunun takdir yetkisinde olduğunu ancak bu takdir yetkisinin sınırsız olmadığını belirtmiş. Mahkeme’nin örnek bir kararına göre;

Yasa koyucunun, Anayasa'nın ve ceza hukukunun genel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla, cezalandırmada güdülen amacı, suç ve suçluların özelliklerini de gözeterek hangi eylemlerin suç sayılacağını, bunlara verilecek cezanın türünü, miktarını, artırım ve indirim nedenlerini, bunların oranları ile suçun takibine ilişkin yöntemleri belirleme konusunda takdir yetkisi bulunmakta ise de bu yetki kullanılırken suç ile ceza arasındaki adil dengenin korunmasıve öngörülen cezanın, cezalandırmada güdülen amacı gerçekleştirmeye elverişli olması gibi hususların da dikkate alınması zorunludur.”[1]

Mahkeme, bir diğer kararında da aynı ilkeler üzerinde durarak “suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında herhangi bir suç için konulmuş ceza ile yapılacak bir kıyaslamanın değil, o suçun toplum yaşamında yarattığı etkinin de dikkate alınması gerektiği”ni belirtmiş[2].

Mevzuatımıza göre, işçinin gerçek ücretinin belgelere yansıtılması ve vergi, sigorta gibi yükümlülüklerin de bunun üzerinden yerine getirilmesi gerekiyor.

Bu yükümlülüklere uymayanların cezalandırılması ise hukuk devletinin gereği. Ancak yükümlülüklere hiç uymayanların, kısmen uyanlara oranla daha hafif yaptırımla karşılaşmasının (en azından vergi ve ceza hukuku bakımından) Anayasamızın 2. maddesindeki “Hukuk Devleti İlkesi”ne ve 10. maddesindeki “Kanun Önünde Eşitlik İlkesi”ne uygun olduğunu söylemek pek de mümkün değil.

Ülkemizin en önemli sorunlarından biri olan kayıt dışı istihdam, ücretin bordroda düşük gösterilmesine nazaran; işçiye, vergi idaresine, sosyal güvenlik sistemine, yasal yükümlülüklerini yerine getiren işverenlere, kısacası toplumun tümüne daha fazla zarar veriyor.

Daha ağır mağduriyete ve zarara neden olan suçun daha ağır cezayla karşılanması, daha caydırıcı yaptırımlara tabi olması gerekir.




[1] Anayasa Mahkemesi’nin 23.11.2005 tarihli ve E:2005/103, K:2005/89 sayılı Kararı.
[2] Anayasa Mahkemesi’nin 07.05.2009 tarihli ve E:2009/23, K:2009/56 sayılı Kararı.