Osman Bey ve Bürokrasi

04 Eylül 2008 | E-Posta İle Gönder | Pdf Olarak Görüntüle | Yazdır

HÜRSES

Bürokrasiye gömülmüş memleketimizde pek çok insan vardır bürokrasiyi sevmeyen. Hoş, hangimiz seviyoruz ki! Ama bazılarımız vardır, hiç uyuşamamıştır. Hani pek bir rahatını severler, “ehl-i keyf” deriz onlara, eleştirirken belki biraz da imrenircesine. Devlet dairelerinde kuyrukta beklemek, evrak imzalatmak, en kötüsü de “bugün git, yarın gel”lerle uğraşmak işkencedir onlar için. Osman Amcam tam da böyle biri. Ortam ve durum ne olursa olsun kendinden ödün vermek, tavrını değiştirmek istemez. Ama bu, elbette onun iyi bir vatandaş olmadığı ve de olmak istemediği anlamına gelmiyor.

Osman Amca ve onun gibilerin bürokrasi ile uyuşamadığı hallerde ortaya çıkan, yaşanmış trajikomik hikayelerden birini, Osman Amca’nın eşi Ayla Teyze’den dinleyelim:

Bundan 15 yıl kadar önceydi galiba. Bir sabah kapı çaldı, açtım. Karşımda ellerinde Bond çantalarıyla memur oldukları her hallerinden belli iki bey belirdi. “İyi günler. Osman Bey’in evi mi, kendisiyle görüşebilir miyiz?” diye sordular. “Evet, buyurun” dedim. Seslendim, eşim kapıya geldi. Vergi borcu nedeniyle, Maliye’den haciz için geldiklerini söylediler. Gayet misafirperver, içeri aldık beyleri. İki memur şaşkın vaziyette birbirlerine baktılar, tepkisiz ve güler yüzle içeri alınışlarının anlamını sorarcasına. Salondaki masaya otururken bir taraftan da TV vs. evdeki eşyalara gözleriyle değer biçiyorlardı. Çantalarından evrakları çıkarırken “Osman Bey, 1990 yılına ait vergi borcunuzu ödememişsiniz. Birkaç kez vergi dairesine çağrıldığınız halde gelmemişsiniz. Biz de böyle sizi rahatsız etmekten hoşnut değiliz ama n’aparsınız devlet memuruyuz, mecburuz” diye adeta özür dileyerek borcu icrayla tahsil edeceklerini anlatmaya çalışıyorlardı ki eşimden gelen kahkahayla iyice şaşkın hale geldiler. “Borcum ne kadar?” diye gülerek soran eşime, yine şaşkın, şimdinin 5000 YTL’si gibi bir rakam söylediler. Bu arada eşim vergi dairelerindeki gereksiz prosedürden, bürokrasiden ve sıra beklemekle kaybedilen zamandan dert yanıp oralara gitmeyeceğinden bahsederken, ben de beylerin kahvesini getirmiştim. Daha da şaşkınlaşan memurlar, bu işin sonunu merak eder biçimde bir an önce işlerini yapmaya çalışarak televizyonun ederi hakkında fikir yürütüyorlardı. Bu sırada eşim “Durun ne yapıyorsunuz! Buna gerek yok, ben nakit ödeyeceğim” derken memurların ağzı açık kalmıştı. Eşim içeriden getirdiği parayı uzatarak “Ha şöyle ya!.. Böyle gelin, parayı evden alın. Canımı yiyin!..” deyince bu kez memurlar kahkahayı bastı ve “Hayatımızda ilk defa böyle bir haciz yapıyoruz ve herhalde son olacaktır” dediler. Güzel bir muhabbetle içilen kahvenin ardından, taşıyacakları eşyalar için kolaylık olsun diye apartman girişine çektikleri arabalarına binip yüzlerindeki müteşekkir gülümsemeyle el sallayarak uzaklaştılar.

Peki şimdi, uzun yıllar sonra devlet dairelerinde durum nasıl? E-beyanname gibi e-devlet uygulamaları bürokrasiyi azaltabildi mi? Yoksa karton dosyalara bir de sürekli arıza veren bilgisayar sistemleri eklenip bürokratik işkence katlandı mı? Yorum sizin.