Milli Zamanaşımı

25 Haziran 2009 | E-Posta İle Gönder | Pdf Olarak Görüntüle | Yazdır

HÜRSES

Geçtiğimiz hafta gazetelerde bir haber yer aldı. Habere göre, 2002 Dünya Kupası’nda 3. olan A Milli Futbol Takımı oyuncularına verilen primlerin vergileri ödenmemiş. Ödenmeyen vergiler ve bunlara bağlı olarak kesilen cezalar için Beşiktaş Vergi Dairesi tarafından takibat yapılmış.

Sözü edilen vergiler ve cezalar, gecikme zamlarıyla birlikte toplam 23 milyon TL’ye ulaşıyordu. Bu yüksek miktar için ödendi-ödenmedi tartışmaları yaşanırken bir başka iddia daha ortaya atıldı:

2002 Dünya Kupası’nda 3. olan A Milli Takımımızın 26 futbolcusu için tarh edilen vergi ve kesilen ceza, zamanaşımına uğramıştı!

İddiaların ne kadarı doğru, bilmiyoruz. Biz olaya, bir soruyla başka bir açıdan yaklaşalım.

 

Vergiler ve Cezaların Zamanaşımına Uğraması Bu Kadar Kolay mı?

 Bu soruya cevap verebilmek için ise vergi hukukundaki zamanaşımının çeşitlerini ve şartlarını irdelemek gerekiyor.

Vergi hukukunda aslen iki tür zamanaşımı bulunur. Bunlar; “tarh zamanaşımı” ve “tahsil zamanaşımı”dır.

Tarh zamanaşımı, vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak 5 yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergilerin zamanaşımına uğraması anlamına geliyor (Vergi Usul Kanunu md. 114/1).

Milli futbolcularımızın aldıkları primler için doğduğu iddia edilen vergi, 2002 yılına ilişkin. 2003 yılının ilk gününden itibaren başlayan 5 yıllık zamanaşımı süresi 31 Aralık 2007 tarihinde doluyor. Bu tarihe kadar vergi tarh edilmezse ve daha da önemlisi mükellefetebliğ edilmezse zamanaşımına uğrayan vergi borcu artık alınamıyor. Ancak vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması zamanaşımını durdurur. Duran zamanaşımı, komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren işlemeye devam eder (VUK md. 114/2).

Aslında burada “tebliğ zamanaşımı” diye adlandırabileceğimiz gizli bir zamanaşımından daha söz edebiliriz. Çünkü diğer şartlar yerine getirilse dahi mükellefe usulüne uygun tebligat yapılmazsa (ki vergi idaresince usulsüz tebligat yapılması ile sıkça karşılaşıyoruz) zamanaşımına uğrayan vergi artık istenemiyor.

Vergi cezalarının zamanaşımına uğraması da (ceza kesmede zamanaşımı) aşağı yukarı tarh zamanaşımı ile aynı şartlar altında mümkün olur (VUK m. 374).

Tahsil zamanaşımı ise VUK’ta değil 6183 sayılı AATUHK’da düzenlemiş (md. 102 vd.). Buna göre, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmeyen amme alacakları zamanaşımına uğruyor.

A Millilerimizin olayında, vergi ve cezaların, 31 Aralık 2007 günü bittiğinde ödenmemiş olması halinde, bu vergi ve cezalar artık istenemiyor.

Çünkü zamanaşımı süresi geçtikten sonra yükümlüden vergi alınamıyor. Sürenin geçmiş olması, alacağın istenmesini imkansız hale getiriyor ve vergi borcunu ortadan kaldırıyor[1].

 Ancak zamanaşımı süresinin kesilmeden geçmesi gerekiyor. Ödeme yapılması, haciz uygulanması, cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her çeşit tahsilat, ödeme emri tebliği, mal bildirimi gibi nedenlerletahsil zamanaşımı kesiliyor (6183 sayılı Kanun md. 103).

Daha önce de bu köşeye taşıdığımız gibi özellikle ödeme yapılarak zamanaşımının kesilmesi vergi daireleri çalışanlarınca çok sık başvurulan bir yöntem. Borç 10.000 TL, 50.000 TL veya 150.000 TL olsun. Hiç fark etmiyor. Vergi dairesi çalışanları, borçlu adına, 5 TL gibi sembolik ödemeler yapıyorlar. Bu ödemelerle zamanaşımını kestiklerini düşünüyorlar. Bu durumun hukuka uygun olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu. Ama zamanaşımının kesildiğini varsayarsak borcun zamanaşımına uğraması için bir 5 yıl daha geçmesi gerekiyor.

Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, eğer gerçekten ödenmesi gereken 23 milyon TL’lik bir vergi borcu varsa ve bu borç her gün televizyonlarda gördüğümüz kişilere tebliğ edilip alınamıyorsa; özel bir çaba gösteriliyor demektir.

Bir başka açıdan, eğer gerçekten ödenmesi gereken 23 milyon TL’lik zamanaşımına uğramış bir borç varsa ve borcun ödenmemesi, borçluların durumdan haberdar olmamasından kaynaklanıyorsa…

Vergi idaresi isteyemez ama borçlular tarafından ödenebilir. Çünkü zamanaşımına uğramış borç, “eksik borç”tur. Yani ödenmesinde bir sakınca yoktur ve yanlışlıkla da olsa ödenirse geri istenemez.

 



[1] Danıştay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 03.04.1987 tarihli ve E:1986/3, K:1987/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı.