Mahkeme Harçlarındaki Adaletsizliğin Giderilmesinde İlk Adım Yine Mahkemelerden - I

07 Mayıs 2009 | E-Posta İle Gönder | Pdf Olarak Görüntüle | Yazdır

HÜRSES

 YAZININ 2. BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN

“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.”

Bu hüküm, Anayasamızın değişmesi teklif dahi edilemeyecek 2. maddesinde yer alıyor.

Hukuk devleti olabilmenin öncelikli şartı ise vatandaşların haklarını arayabileceği bağımsız ve tarafsız mahkemelerin var olması.

“Hak Arama Hürriyeti” (m. 36) ve “Mahkemelerin Bağımsızlığı” (m. 138) da kavramların kutsallığına yaraşır bir biçimde Anayasamızda yer alıyor.

Peki, uygulama bu kavramların içini doldurabiliyor, somutlaştırabiliyor mu?

“Evet” diyebilmek, ne yazık ki birçok noktada mümkün değil.

 

Harçlarla İlgili Bir Örnek

Diyelim ki küçük bir işletmeniz var. Büyük bir şirketle alışveriş yaptınız. Sizin vergi borcunuz olmamasına rağmen, alışveriş yaptığınız şirketin 2 milyon TL vergi borcu çıktı. Vergi idaresi alışveriş yaptığınız şirketten tahsil edemediği vergi borcunu sizden tahsil etmek istiyor.

“Neden bizden istesin?” demeyin. Oluyor, isteniyor. Size düşen borcunuzun olmadığını kanıtlamak.

Gelen ödeme emrine süresi içinde itiraz etmeniz gerekirdi, edemediniz. Hukuk burada tükeniyor mu? Elbette hayır. Borcunuz olmadığına dair, vergi idaresine husumet yönelterek, genel mahkemelerde “menfi tespit davası” açabilir ve bu yüklü borçtan kurtulabilirsiniz[1].

Buraya kadar her şey güzel. Adaletsiz olan ise mahkemeye ödenecek harçlar.

“2 milyon TL borcum yok” diyebilmek ve bunu mahkeme kararıyla kanıtlamak için maktu başvuru harcı vs. masrafların yanında bir de binde 54 oranında ilam ve karar harcı ödemeniz gerekiyor. Bu da tam 108 bin TL yapıyor[2].

Bu harcın ¼’ini (örneğe göre 27 bin TL) dava açarken ödüyorsunuz. Dava lehinize sonuçlandı. Mahkeme borçlu olmadığınıza karar verdi. Kararın yazılıp tarafınıza verilmesi için harcın geriye kalan ¾’ünün (81 bin TL), karar tarihinden itibaren iki ay içinde ödenmesi gerekiyor (Harçlar Kanunu m. 28/a).

Bu yüklü miktarı kim ödeyecek? Maalesef haklılığınızı kanıtlamanıza, davayı kazanmanıza rağmen davayı açan taraf olarak, siz ödeyeceksiniz!.. Çünkü karşı taraf, kaybettiği davada, kararın yazılıp tebliğ edilmesini de istemeyecektir.

Sonrasında ödenen harç karşı taraftan istenebiliyor. Ama kararı alıp borcunuzun olmadığını kanıtlayabilmek için öncelikle sizin ödemeniz gerekiyor.

Kanun “geri kalanı kaybeden taraftan alınır” veya “kazanan taraf geri kalanını ödemez” diyerek tahsil edilmesini üstün kamu gücüne bıraksaydı sorun olmayacaktı.

Adalet ararken adaletsizlikle karşılaşılan bu duruma, kanunlar değil ama mahkemeler tarafından çözüm getirilmeye başlandı.

 

Devamı yarınki yazımızda...



[1] Davanın genel mahkemelerde açılması, 6183 sayılı AATUHK’nın 79/4 maddesindeki hükümden kaynaklanıyor.
[2] Genel mahkemelerde açılacak menfi tespit davasında, borcun olmadığı iddia edilen miktar üzerinden nispi ilam ve karar harcı ödeniyor. Halbuki İcra ve İflas Kanunu’na göre açılan menfi tespit davasında, maktu ilam ve karar harcı ödeniyor (İcra ve İflas Kanunu m. 89/3).
 6183 sayılı Kanun’un 79/4 maddesindeki “genel mahkemelerde” ifadesi yerine İİK’ya atıf yapılsaydı bu sorun ortaya çıkmayacaktı.