Mahkeme Harçlarındaki Adaletsizliğe Anayasa Mahkemesi’nden İptal - I

18 Mart 2010 | E-Posta İle Gönder | Pdf Olarak Görüntüle | Yazdır

HÜRSES

Bu köşede 7 Mayıs ve 8 Mayıs 2009 tarihlerinde yayımlanan Mahkeme Harçlarındaki Adaletsizliğin Giderilmesinde İlk Adım Yine Mahkemelerden III başlıklı yazılarımızla yargı harçlarındaki adaletsizlikten söz etmiştik.

Ne Demiştik?

Bu iki yazıyı özüne dokunmadan şu şekilde özetleyebiliriz:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu, Anayasamızın değişmesi teklif dahi edilemeyecek 2. maddesinde yer alıyor.

Hukuk devleti olabilmenin öncelikli şartı ise vatandaşların haklarını arayabileceği bağımsız ve tarafsız mahkemelerin var olması.

“Hak Arama Hürriyeti” (Anayasa m. 36) ve “Mahkemelerin Bağımsızlığı” (Anayasa m. 138) da kavramların kutsallığına yaraşır bir biçimde Anayasamızda yer alıyor.

Peki, uygulama bu kavramların içini doldurabiliyor, somutlaştırabiliyor mu?

“Evet” diyebilmek, ne yazık ki birçok noktada mümkün değil.

Çarpıcı bir örneğe göre; vergi dairesi tarafından haksız yere ya da yanlışlıkla gönderilen 2 milyon TL’lik bir borç için vergi mahkemesinde dava açma süresi geçirildiyse genel (adli) mahkemelerde “menfi tespit davası” açılabiliyorsunuz. Buraya kadar her şey güzel. Adaletsiz olan ise mahkemeye ödenecek harçlar…

“2 milyon TL borcum yok” diyebilmek ve bunu mahkeme kararıyla kanıtlamak için maktu başvuru harcı vs. masrafların yanında bir de binde 54 oranında ilam ve karar harcı ödemeniz gerekiyor (yazının kaleme alındığı tarihteki bu oran 2010 yılı için binde 59,4 olarak belirlenmiştir).

Bu harcın ¼’ini (örneğe göre 27 bin TL) dava açarken ödüyorsunuz. Dava lehinize sonuçlandı. Mahkeme borçlu olmadığınıza karar verdi. Kararın yazılıp tarafınıza verilmesi için harcın geriye kalan ¾’ünün (81 bin TL), karar tarihinden itibaren iki ay içinde ödenmesi gerekiyor (Harçlar Kanunu m. 28/a).

Bu yüklü miktarı kim ödeyecek? Maalesef haklılığınızı kanıtlamanıza, davayı kazanmanıza rağmen davayı açan taraf olarak siz ödeyeceksiniz!.. Çünkü karşı taraf, kaybettiği davada, kararın yazılıp tebliğ edilmesini de istemeyecektir.

Siz de ödemezseniz, mahkeme lehinize karar vermiş olduğu halde, gerekçeli kararı tebliğ alıp kullanamadığınız için bu kararın hiçbir geçerliliği de olmuyor.

Sonrasında ödenen harç karşı taraftan istenebiliyor. Ama kararı alıp borcunuzun olmadığını kanıtlayabilmek için öncelikle sizin ödemeniz gerekiyor.

Kanun “geri kalanı kaybeden taraftan alınır” veya “kazanan taraf geri kalanını ödemez” diyerek tahsil edilmesini üstün kamu gücüne bıraksaydı sorun olmayacaktı.”

Yazının devamında ise bazı cesur mahkemelerimizin doğrudan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) Harçlar Kanunu’na üstün tutarak, karar ve ilam harcının geri kalan ¾’lük kısmı ödenmeden de kararın tebliğ edilebileceği yönüne karar verdiğini belirtmiş;

Adil Yargılanma Hakkının zedelenmemesi için mahkemeler kadar, kanun koyucu yani meclis de özen göstermeli.

Bu özen, Harçlar Kanunu’nun 28/a maddesi yeniden düzenlenerek gösterilebilir” demiştik.

Anayasa Mahkemesi, işi kanun koyucuya bırakmadı ve ilgili maddeyi iptal etti (Tabii daha açık ifadelerle kanuni düzenleme yapılmasının önünde bir engel bulunmuyor).

Söz konusu iptal kararına yarınki yazımızda değineceğiz.

Mahkeme Harçlarındaki Adaletsizliğe Anayasa Mahkemesi’nden İptal - II

19 Mart 2010 | E-Posta İle Gönder | Pdf Olarak Görüntüle | Yazdır

Anayasa Mahkemesi Yasamadan Önce Davrandı

Dünkü yazımızda sözünü ettiğimiz adaletsizliğin giderilmesinde ilk adım, yerel mahkemelerin Anayasamızın 90. maddesiyle birlikte doğrudan AİHS’yi uygulamasıyla atılmıştı. İkinci adım TBMM’den olması gerekirken, yine Anayasa Mahkemesi yasama organından hızlı davrandı ve Harçlar Kanunu’nun 28/a maddesindeki ““Karar ve ilam harcı ödenmedikçe ilgiliye ilam verilmez” hükmünü iptal etti[1].

Kararın gerekçesinin bazı bölümleri şu şekilde:

“Harç, idarece yapılan bir hizmetten yararlananlardan bu hizmet dolayısıyla alınan para, diğer bir deyimle verginin özel ve ayrık bir türüdür. Bu nedenle diğer harçlarda olduğu gibi, yargı harçlarında da kural; harcın, davayı açan veya harca mevzu olan işlemin yapılmasını isteyen kişi tarafından ödenmesidir. Ancak yargı yoluna başvurmak, başvuran kişiye bir harç yükümlülüğü yüklediği gibi, başvuranın haklı çıkması halinde bu yükümlülük yer değiştirmekte ve davada haksız çıkan tarafa yükletilmektedir. Bu nedenle nisbi harca tabi davalarda, yargılama sonunda ödenecek harç miktarıyla birlikte, harcın gerçek sorumlusu da mahkeme kararıyla belirlenmektedir.

Anayasa’nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, konulan kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerini göz önünde tutan, hakların elde edilmesini kolaylaştıran ve hak arama özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıran devlettir.

Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” kuralı yer almaktadır.

Hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır.

Anayasa’nın 36. maddesinde ifadeedilen hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır.Dava açarken peşin harcı ödeyen ancak nisbi harca tabi davalarda işin niteliği gereği dava sonuna bırakılan bakiye harçtan yasal olarak sorumlu olmadığı mahkeme kararıyla belirlenen davacıya, sorumlusu olmadığı bir harcın tahsili koşuluyla ilamın verilmesi; bireylerin hak arama özgürlüğünü engelleyici nitelik taşımaktadır.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

 

Artık Kazandığı Halde Harç Ödeme Yükümlülüğü Yok

“Görünen köy kılavuz istemez” derler. Önceki yazılarımızda da sözünü ettiğimiz gibi Harçlar Kanunu’nun 28/a maddesi; hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde hem de Anayasamızda yer alan “Adil Yargılanma Hakkı” ve “Hak Arama Özgürlüğü”ne, bu kapsamda da “Hukuk Devleti”ne aykırıydı. İptal edildi.

İptal kararının Resmi Gazete’de yayımlandığı ve yürürlüğe girdiği tarih olan 17 Mart 2010 tarihi itibariyle, karar ve ilam harcının dava sonuna bırakılan ¾’lük kısmı ödenmeden de gerekçeli karar tebliğ edilecek. Aksi yönde yani harcın tamamlanmasının zorunlu tutulması şeklinde bir uygulamanın dayanağı olabilecek herhangi bir kanun hükmü kalmadı.

Özellikle davayı kazanan taraf için sevindirici bir haber. Gözünüz aydın…



[1] 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 28. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin  “Karar ve ilam harcı ödenmedikçe ilgiliye ilam verilmez”  biçimindeki ikinci cümlesinin iptaline karar verilen Anayasa Mahkemesi’nin 14.01.2010 tarihli ve E:2009/27, K:2010/9 sayılı Kararı; 17.03.2010 tarihli ve 27524 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.