Limited Şirketin Vergi Borcunun Son Sorumlusu: Şirket Ortağı

13 Ağustos 2009 | E-Posta İle Gönder | Pdf Olarak Görüntüle | Yazdır

HÜRSES

Kriz var, vergi engelleri var, fiili engeller var… Bu dönemde, bankada parayla para kazanmak dururken, şirket kurup üretime, istihdama katkı sağlamak gerçekten cesaret istiyor. “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” var işin ucunda.

Bir cesaret, şirket ortağı oldunuz diyelim. Görünmeyen başka engellerle de karşılaşabilirsiniz. Örneğin; ortağı olduğunuz ama çok da işleyişine karışmadığınız şirket, bir anda yüklü bir vergi borcuyla karşı karşıya kalabilir. Bu durumda şirketin ortağı olarak vergi borcu sizden de istenebilir.

Ancak şirketin vergi borcundan dolayı ortağın sorumluluğuna gidebilmek her zaman ve her şartta mümkün değil.

Kanun maddesine göre “Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar”.[1][2]

Vergi borcu (amme alacağı) limited şirketin malvarlığından tahsil edilemediyse ve şirketin ayrıca tayin edilmiş kanuni temsilcisi varsa, amme alacağını tahsil için doğrudan şirket ortağına gidilemiyor.

 

Danıştay: “Önce Kanuni Temsilci, Sonra Ortak Sorumlu”

Aksi kararlaştırılmadıkça limited şirket ortakları, şirket müdürü sıfatıyla ve hep birlikte, şirketi temsil ve idare ederler. Ancak uygulamada, şirket sözleşmesi veya genel kurul kararıyla ortaklardan bir veya birkaçının müdür (kanuni temsilci) olarak tayini yolu daha çok tercih ediliyor.[3]

Bu durumda ortaklarla kanuni temsilcinin vergi borcundan kaynaklanan sorumluluğu farklılaşıyor. Vergi idaresinin, amme alacağı nedeniyle şirkete yaptığı takipten sonuç alamaması halinde, ortaktan önce kanuni temsilciye başvurması gerekiyor.

Limited şirketlerde kanuni temsilci ile ortağın vergi borçlarından dolayı sorumluluğunun farklı olmadığını savunanlar olsa da; Danıştay, yeni tarihli kararlarıyla bu görüşe itibar etmedi.

Resmi Gazete’de de yayımlanan kararlara[4] göre limited şirketin vergi borcunun;

-Öncelikle şirketin malvarlığından tahsiline çalışılması,

Vergi borcunun şirketten tahsilinin olanaksız olduğunun tespit edilmesi halinde,

-Vergilendirme ile ilgili ödevleri yerine getirmekle sorumlu bulunmasına karşın, bu ödevleri yerine getirmeyen kanuni temsilcilerin takip edilmesi,

-Kanuni temsilcinin varlığından da vergi borcu tahsil edilemezse, ancak bu aşamada ortağın ilgili olduğu döneme göre sermaye miktarı veya sermaye hissesi göz önünde bulundurularak takip edilmesi mümkündür.

Bu durumda vergi idaresinin; limited şirketin vergi borcundan dolayı öncelikle şirketin malvarlığına gitmesi, sonrasında kanuni temsilciye başvurması, bütün bu aşamalardan sonra borç hala (kısmen veya tamamen) tahsil edilememişse son olarak şirket ortağını (sermaye hissesi oranıyla sınırlı kalmak kaydıyla) takip yoluna gitmesi gerekiyor.

Bu zincirin herhangi bir halkasında kopma olması veya takip usulünde hata yapılması (ödeme emri düzenlemede, haciz işlemlerinde, tebligatta yapılan yanlışlıklar gibi) durumunda; şirket ortağının vergi mahkemelerinde açacağı dava ile vergi borcundan kaynaklanan sınırlı sorumluluğunu tamamen kaldırması da mümkün.

Dileğimiz; hak ve yükümlülüklerini, bunların sınırlarını iyi bilen şirket ortakları ile kanunu doğru uygulayan ve usule önem veren vergi idaresine kavuşabilmek.

Böylece hem amme alacakları gerçek sorumlularından tahsil edilmiş, hem de hazine gelir kaybına uğramamış olur.

 

 


 

 


 

[1] 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesi
[2]Tahsil edilemeyen amme alacağı terimi; “Amme borçlusunun yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını,”
-Tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi; “Amme borçlusunun haczedilen mal varlığına biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını,”
ifade ediyor.
[3] Türk Ticaret Kanunu’nun 540. maddesi.
[4] Danıştay 4. Dairesi’nin 13.04.2009 tarihli ve E:2008/5380, K:2009/1913; E:2008/5381, K:2009/1911; E:2008/5382, K:2009/1910; E:2008/5383, K:2009/1912 sayılı kararları (Kararlar, 09.08.2009 tarihli ve 27314 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır).