Kod Uygulaması Hukuka Aykırıdır

04 Aralik 2009 | E-Posta İle Gönder | Pdf Olarak Görüntüle | Yazdır

HÜRSES

Kod uygulamasını ya da “kod gribi”ni artık bütün mükellefler öğrendi. Yine de kısaca bir daha hatırlatalım.

Naylon fatura düzenlemek ve kullanmak gibi vergi kanunlarına aykırı davranışlarda bulunan, adresinde bulunmayan veya mükellefiyeti re’sen sonlandırılan, defter ve belgelerini inceleme elemanlarına ibraz etmeyen vs. mükellefler, vergi idaresi tarafından “kod”a yani “kara liste”ye alınıyor.

Bu mükelleflerle ticari ilişkisi olan firmalara da vergi idaresi bir yazı gönderiyor. Yazıda, listede olanlardan yaptıkları mal/hizmet alışlarına ait faturalardaki KDV’yi beyanlarından çıkarmaları, aksi halde incelemeye alınacakları belirtiliyor. Pişmanlıkla düzeltilecek beyannameler sonucunda faiziyle birlikte ödenmesi gereken ciddi miktarlarla karşı karşıya kalınıyor. Vergi incelemesine alınma riskinden kurtulmak için başvurulabilecek bir diğer yol ise 5811 sayılı Varlık Barışı Kanunu’ndan faydalanmak.

Uygulamanın özeti bu olmakla birlikte uzun uzun irdelenmesi gereken başka tarafları da var. Ancak, bu yazımızda, gündemin ilk sıralarına oturan söz konusu uygulamanın ayrıntılara girmeden sadece hukuka aykırılık bakımından değerlendirmek yerinde olacaktır.

 

1- Anayasa’ya Aykırılık

Kod uygulaması, listeye girme ya da listeye giren mükelleflerle ticari ilişki içinde bulunma ihtimalinin tedirginliğinden dolayı ticari hayatta güvensizlik ortamı oluşturmakta ve ciddi sıkıntılara neden olmaktadır.

Anayasamız; devlete, bir başka ifadeyle idareye, çalışma hayatının ve özel teşebbüslerin düzenli ve eşit bir şekilde yürümesini sağlamak için önlem alma görevi vermiştir.

Kod uygulaması ise devlete verilen bu görevlere uygun hareket edilmemesi sonucunu doğurmaktadır.

Nitekim kod uygulamasının Anayasa’nın 48/2, 49/2 ve 73/3 maddelerine aykırı olduğu kanısına varan Danıştay 4. Dairesi’nin verdiği bir karar şu şekildedir:

“Dayanağını Anayasa’ya uygun çıkarılmış kanunlardan almayan düzenlemelerle bir takım hak ve yükümlülükler getirilemez. Gerek davalı idarenin, gerek bağlı bulunduğu üst makamların, mükellefleri bu şekilde kategorize edebilmelerine olanak sağlayan hiçbir yasal düzenleme bulunmadığı gibi Anayasa’da buna izin veren hüküm de yer almamaktadır. Hukuka aykırı biçimde idarenin oluşturduğu sınıflandırma ile davacının adına sözü edilen listede yer verilmiş olması nedeniyle temyiz isteminin kabulüne karar verildi.”[1]

Ayrıca, kod uygulamasının Anayasamızın 167. maddesinde yer alan;

“Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemlerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır” hükmüne de aykırı olduğunu söylemek mümkündür.

Bununla birlikte, söz konusu uygulamanın yukarıda sözü edilen hükümlerden herhangi birine aykırılığının kabul edilmesi halinde, Anayasamızın 2. (Hukuk Devleti İlkesi), 10. (Kanun Önünde Eşitlik İlkesi), 11. (Anayasa’nın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü İlkesi) maddelerine aykırılığın da kendiliğinden oluşacağı açıktır.

 

2- İdare Hukukuna Aykırılık

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde;

“İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davasıaçılabileceği” belirtilmiştir.

Anayasa’ya aykırılığın dahi söz konusu olduğu bu durumda, mükelleflerin koda alınması işleminin; yetki, sebep, konu ve maksat (amaç) yönlerinden hukuka uygun olduğunu iddia etmek pek de mümkün değildir.

Özellikle Kod-5’e alınan mükellefler açısından kendilerinde hakkında henüz somut bir incelemeye dayanan rapor bulunmaması, idari işlemin açıkça hukuka aykırı olduğunu göstermektedir.

Bununla birlikte, haklarında rapor bulunan mükelleflerin dahi yargı önünde hakkını aramadan suçlu ilan edilerek ve hatta fişlenereklisteye alınması da “masumiyet karinesi”ne uymamaktadır.

 

3- Milletlerarası Hukuka Aykırılık

Anayasamızın 10, 11, 48, 49 ve 167. maddelerine paralel düzenlemeler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (Beyannamesi)’ndede yer almaktadır. Bildirge’nin 23/1 maddesine göre;

“Herkesin çalışma, işini serbestçe seçme, adaletli ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır.”

Anayasamızın 90. maddesine göre milletlerarası sözleşme hükümleri kanun hükmündedir. Hatta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi gibi temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası sözleşme maddelerinin kanunlarla çelişmesi halinde milletlerarası sözleşme hükmü uygulanır.

Kod uygulamasının, yukarıda bahsedilen hüküm gibi milletlerarası hukukun daha birçok ilke ve kuralına aykırı olduğunu söylemek mümkündür.

 

4- Mükellef Hakları Bildirgesi’ne Aykırılık

Bir de Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanmış Mükellef Hakları Bildirgesi’nden söz etmek doğru olacaktır. Bildirge’de yer alan bazı ifadeler şu şekildedir:

“-Açık, güvenilir, zamanında ve yeterli bilgi ile hizmet vereceğiz.

-Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde öğrenmek istediğiniz her bilgi için doğru insanlarla temasa geçmeniz konusunda sizleri yönlendireceğiz.

-Şahsi ve gizli bilgilerinize saygılıyız. Bu bilgileri Vergi Usul Kanunu’nun öngördüğü haller dışında açıklamayacağız ve kullanmayacağız.

-Vergi ile ilgili yükümlülüklerinizin yerine getirilmesinde sizlere her türlü kolaylığı sağlayacağız.

-Yaptığımız işlemlerde ve gerçekleştirdiğimiz düzenlemelerde vergi kanunlarının adil, hukuksal, tarafsız ve rekabeti koruyucu bir şekilde uygulanmasını esas alacağız.”

Kod uygulaması ve ortaya çıkardığı sonuçların idarenin vaatleriyle de örtüşmediği açıktır.

Sonuçta, kod uygulamasının Anayasa’ya, kanunlara, milletlerarası sözleşme hükümlerine ve vergi idaresinin yayımladığı bildirgeye uygun olmadığı açık iken ömrünün çok uzun olması mümkün değildir. Ancak bu uygulamadan vazgeçileceği zamana kadar mükellefler açısından birçok sıkıntıya neden olmaya devam edeceğini belirtmek gerekir.





[1] Dn. 4. D.’nin 13.05.2008 tarih ve E.2007/3810, K.2008/1796 sayılı Kararı.