Karşılıksız Çekte Yargıtay Kararı Bekleniyor

23 Nisan 2009 | E-Posta İle Gönder | Pdf Olarak Görüntüle | Yazdır

HÜRSES

Karşılıksız çeklerde ceza yargılamasında yaşanan karmaşa, mahkemelere göre farklı uygulamalar devam ediyor. Maalesef bulunduğunuz, yargılandığınız yere göre adalet de farklılaşıyor.

Bazı mahkemelerimiz karşılıksız çek keşide etmek suçu için cezanın halen mevcut olduğunu kabul edip hapis veya para cezası vermekte tereddüt etmiyor. Ceza mahkemelerinin bir diğer kısmı ise karşılıksız çek suçunun oluştuğuna kanaat getirse bile cezasına ilişkin uygulanacak hüküm olmadığı gerekçesiyle infazın durdurulmasına karar veriyor. Yani suç cezasız kalıyor, bu suçtan dolayı yargılananlar serbest kalıyor.

Yargılama sonucunda infazın durdurulmasına karar veren mahkemeler arasına, Şişli Asliye Ceza ve Sakarya Ağır Ceza Mahkemesi’nden sonra Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi de katıldı.

Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi, 09.04.2009 tarihli kararıyla karşılıksız çek keşide ettiği somut olarak ortaya konan sanık hakkında Bilecik Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği para cezasını kaldırdı.

Kararın gerekçesi, karşılıksız çek suçunun cezasını içeren 3167 sayılı Kanun’un 16. maddesinin Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümlerine aykırı olması ve 31.12.2008 tarihinden sonra bu genel hükümlere aykırı olan hiçbir ceza hükmünün uygulanamayacak olması (5252 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi) şeklinde belirtilmiş. Bu nedenle, mahkeme, ceza verilmesinin ileride hükümlü hakkında telafisi imkansız zararlara neden olması ihtimalini göz önünde bulundurarak infazın durdurulmasına karar vermiş.

 

Aykırılık Neredeydi?

İki hafta önce köşemizde, karşılıksız çek keşide etmek suç ve cezasının yer aldığı kanun maddesinde (3167 sayılı Kanun’un 16. maddesi) bulunan, Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümleri ile çeliştiği öne sürülebilecek hükümlerden söz etmiştik. Çelişen durumlardan başlıca dördü:

1- Para cezası hesabı,

2- Tüzel kişilerin cezai sorumluluğu,

3- Tekerrür halinde cezanın artırılması,

4- Objektif (kusursuz) sorumluluktu.

Artık (01.01.2009 tarihinden itibaren) uygulanamayacak bu hükümlerden yalnızca ikincisine ilişkin oybirliğiyle verilmiş Yargıtay kararları var (Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 23.02.2009 tarihli ve E:2007/11212, K:2009/2458 sayılı Kararı ile yine 10. Ceza Dairesi’nin 23.02.2009 tarihli ve E:2007/9658, K:2009/2654 sayılı Kararı).

Bu kararlara göre de karşılıksız çek keşide etmek suçundan dolayı şirketlere ceza verilmesi mümkün değil. Çünkü yeni ceza sistemimize göre tüzel kişilere ceza verilemez, yalnızca güvenlik tedbiri uygulanabilir.

Şirketlerin durumunu anladık. Ya gerçek kişilerin, insanların durumu ne olacak diye soracaksınız.

Yargıtay’ın bu konuda henüz netleşmiş bir kararı yok. Ama oluşacak içtihadın “karşılıksız çekten dolayı gerçek kişilere de ceza verilemeyeceği” yönünde olma ihtimali çok yüksek. Şimdiden söyleyelim.

Karşılıksız çek konusunda, adaletin farklı mahkemelerde farklı biçimde tecelli etmesine (!) yani adaletsizliğe getirilebilecek en iyi çözüm, en kısa zamanda Yargıtay’ın içtihat oluşturmasıdır elbette.

 

Bu adaletsiz durumun nedeni ne mi, sorumlusu kim mi?

Mesela; insan hayatı ve özgürlüklerinin söz konusu olduğu, üzerinde en çok titizlenilmesi gereken Ceza Kanunu’nu rekor bir sürede hazırlayıp kanunlaştıranlar olabilir mi?

Ceza Kanunu ile diğer kanunların uyumluluğun sağlanması için kendilerine 2006 yılının sonuna kadar sınır koyup 2008 sonuna erteleyen ve 2009’un ortalarında olduğumuz şu günlerde halen bu karmaşayı ortadan kaldıramayanlar olabilir belki de...