Faturaya İtiraz Etmek ya da Etmemek

02 Ekim 2009 | E-Posta İle Gönder | Pdf Olarak Görüntüle | Yazdır

HÜRSES

Bir önceki yazımızda, faturanın şekli ve içeriğinin nasıl olması gerektiğini kısaca açıklamıştık.

Malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren 7 gün içinde düzenlenmeyen fatura, vergi hukuku bakımından hiç düzenlenmemiş sayılıyordu.

Ancak bu durum ticaret hukuku açısından biraz farklı. Çünkü süresinde düzenlememiş olsa bile fatura, mal veya hizmet alan ile satıcı arasındaki ilişkide geçerli bir belgedir.

O halde, süresinde düzenlense de düzenlemese de içeriğinin hatalı olduğunu düşünen alıcı, taraflar arasında geçerli olan bu faturaya itiraz etmelidir.

 

Faturaya İtiraz Edilmesi

Türk Ticaret Kanunu’nun 23. maddesinin 2. fıkrasına göre;

“Bir faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı (içeriği) hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını (içeriğini) kabul etmiş sayılır.”

Söz konusu 8 günlük süre, faturanın alıcıya tebliği tarihinden itibaren başlar. Sürenin işlemeye başlaması için tebliğin şart olduğu dikkate alındığında, faturanın karşı tarafa kanıtlanabilir bir yolla (noter, iadeli taahhütlü gönderi vs.) ulaştırılması faydalı olacaktır.

Bazı hallerde fatura, satılan maldan önce alıcının eline geçebilir. Bu durumda 8 günlük itiraz süresi, malın alıcının eline geçtiği tarihten değil faturanın tebliğ edildiği tarihten itibaren başlar[1].

Yargıtay kararlarına göre itiraz edilen fatura, artık alıcı aleyhine delil oluşturmayacaktır. Diğer bir deyişle, faturanın içeriğinin doğruluğunu ispat etme yükümlülüğü, faturaya itiraz edilmesiyle birlikte faturayı düzenleyene (satıcıya) geçmektedir[2].

Faturaya itiraz, daha çok tacirler arasında başvurulan bir yol olmakla birlikte, herhangi bir tüketicinin de içeriğinin doğru olmadığını düşündüğü bir fatura hakkında itirazda bulunması, faturanın kendisine karşı delil niteliğini oluşturmaması açısından önemlidir.

 

Faturaya İtiraz Edilmemesi

Faturaya süresinde itiraz edilmemesinin, düzenleyen lehine delil niteliği kazanabilmesi için öncelikle taraflar arasında geçerli bir sözleşme ilişkisi olması ve bunun kanıtlanmış olması gerekir[3].

Her ne kadar kanunda 8 gün içinde itiraz edilememesi halinde faturanın içeriğinin kabul edildiği ifade edilmişse de bu hüküm yalnızca faturanın olağan içeriği hakkında geçerlidir.

Süresi içinde itiraz edilmeyen faturadaki her türlü bilginin doğruluğunun kabul edildiği veya malın alıcıya teslim edildiği anlamına gelmez[4].

Örneğin “vade farkı”, bir önceki yazımızda belirttiğimiz faturada bulunması zorunlu olan unsurlardan değildir. Bu durumda faturaya itiraz edilmemiş olması vade farkının da kabul edildiği anlamına gelmez.

Bu konudaki Yargıtay kararına göre de;

“Fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için TTK’nın 23/2. maddesine göre süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi, veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Faturadaki gecikme halinde vade farkı alınacağına ilişkin kayda itiraz edilmemesi, faturada yer almakla birlikte taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenmemiş bir hususa ilişkin kaydın da kabul edildiği anlamına gelmez.”

Dolayısıyla fatura ile taraflar arasındaki sözleşmenin şartlarının değiştirilmesi mümkün değildir.

“Faturayı alan kimsenin, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde kapsamı hakkında itirazda bulunmaması sonucu fatura kapsamını kabul etmiş sayılabilmesi için faturanın, taraflar arasındaki yazılı sözleşme şartını değiştirecek içerikli olmaması gerekir. Çünkü yanlar arasında bir yazılı sözleşme mevcut ise, taraflardan birisi tek yanlı olarak sözleşme hükümlerini değiştiremez.”[5]

 

“İşte Bütün Mesele Bu”, mu?

Sonuç olarak, “faturaya itiraz etmek ya da etmemek” satılan mal veya hizmetin cinsi, miktarı ve fiyatı konusunda hayati önem taşıyorsa da; süresi içinde itiraz edilmeyen faturadaki her bilginin kabul edilmiş sayılması söz konusu değildir.

 



[1] Prof. Dr. Şükrü KIZILOT - Av. Zuhal KIZILOT, Vergi, Ticaret ve Ceza Hukuku Yönünden Kaçakçılık Suçları ve Naylon Fatura,Yaklaşım Yayınları, Ankara, 2009, s. 184.
[2] Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 27.06.2003 tarihli ve E:2001/1, K:2003/1 sayılı Kararı.
[3] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.02.2008 tarihli ve E:2008/3-175, K:2008/202 sayılı Kararı.
[4] Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 06.10.2005 tarihli ve E:2005/8535, K:2005/9627 sayılı; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 05.05.2005 tarihli ve E:2004/7832, K:2005/4738 sayılı Kararı.
[5] Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 14.02.2007 tarihli ve E:2006/7750, K:2007/882 sayılı Kararı.