Anayasa Mahkemesi ile İnatlaşma - II

24 Ağustos 2010 | E-Posta İle Gönder | Pdf Olarak Görüntüle | Yazdır

HÜRSES

Bir önceki yazımızı şöyle bitirmiştik:

Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ettiyse “şu, şu, şu nedenlerle bu hüküm Anayasa’ya aykırı, iptal ettim” der. Ama “bunun yerine şöyle bir düzenleme yapılmalı” demez, diyemez.

Yazdığı gerekçeden durum anlaşılmalı, ona göre yasama organı tarafından yeni bir Anayasa’ya aykırılığa neden olmayacak; özellikle de aynı şekilde, aynı Anayasa hükmüne aykırı olmayacak bir düzenleme yapılmalı.

Peki, özellikle son zamanlarda, böyle mi oluyor? Yoksa adeta yasama organı Anayasa Mahkemesi ile inatlaşma halinde mi?

İşte, bu soruya gayet net bir biçimde cevap olabilecek iki örnek.

 

Emekli İkramiyesi

2829 sayılı Kanun’un 12. maddesinde emekli ikramiyesinin, ancak son defa Emekli Sandığı'na tâbi görevlerden emekliye ayrılan kişilereödeneceği belirtiliyordu. Bu durumda, daha önce uzun yıllar Emekli Sandığı’na tâbi olarak çalışan ancak son defa SSK veya Bağ-Kur’dan emekliye ayrılanlara emekli ikramiyesi verilmiyordu.

Anayasa Mahkemesi bu hükmü iptal etti. İptal kararının gerekçesini;

“2829 sayılı Kanun’da benimsenen sistemle, farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleri birleştirilerek emekli olanlara yaşlılık aylığı bağlandığı halde, itiraz konusu ibareyle son defa bağlı olunan sosyal güvenlik kurumuna göre ayırım yapılarak Emekli Sandığı’na tâbi görevlerden emekliye ayrılmayanlara, 5434 sayılı Kanun’a tâbi çalışma süreleri için emekli ikramiyesi ödenmemesi, Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, adil sonuçlar doğurmadığından 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine de aykırıdır” şeklinde açıkça belirtti.

Yasama organı, Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesini dikkatle inceledi. Emekli ikramiyesi alabilmek için son defa Emekli Sandığı’na tâbi görevlerden ayrılma şartının koşulmasında Anayasa aykırı olanın kanun numarası olduğuna kanaat getirdi.Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği hükmü2829 sayılı Kanun’dan alıp aynen (içerik olarak) 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesine koydu.

 

Yatırım İndirimi

Gelir Vergisi Kanunu’nda yer alan mülga bir hükme göre yatırım yapan ve daha sonra kâr ettikçe bu yatırımlarını vergiden indirebileceklerini düşünen mükelleflerin indirim hakkında, “sonradan”çıkarılan kanunla süre sınırıgetirildi.

Anayasa Mahkemesi sonradan getirilen bu hükmü iptal ederken, gerekçesinde;

“Yatırım indiriminden yararlanılacak tutara ulaşıncaya kadar yapılması gereken indirimin sonradan üç yılla sınırlandırılması; verginin genellik, eşitlik, öngörülebilirlik ve kamusal yetkinin kullanılmasında yükümlülere hukuksal güvenlik sağlayan yasallık ilkelerine aykırılık oluşturmaktadır” diyerek, yatırım indirimi istisnasının 2008 yılından sonra kullanılmasını engelleyen Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 69. maddesindeki “sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait”ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna karar verdi.

Yasama organı, Anayasa Mahkemesi kararını ve gerekçesini pürdikkat inceledi. Yatırım indirimi hakkının Anayasa’ya aykırı bir biçimde sınırlanmasının yalnızca süre yönünden mümkün olduğuna kanaat getirdi. Miktar olarak sınırlanması halinde Anayasa’ya aykırı olmayacağı sonucuna vardı.

Böylece, yatırım indirimi hakkını süreyle sınırlamadı ancak “şu kadar ki, vergi matrahlarının tespitinde yatırım indirimi istisnası olarak indirim konusu yapılacak tutar, ilgili kazancın % 25'ini aşamaz. Kalan kazanç üzerinden yürürlükteki vergi oranına göre vergi hesaplanır” diyerek bu defa da miktarla sınırladı.

 

Anlaşılmama mı İnat mı?

Önceki yazımızda da açıkladığımız gibi, Anayasa’ya aykırılıklar ve Anayasa Mahkemesi kararları hakkında yasama organının teşkilatlanması, herhangi bir yanlış anlamaya veya anlamamaya izin vermeyecek derecede iyi (olmalı).

Bu durumda ya anlamazdan gelme ya da inatlaşma söz konusu.

Yasama kanun yapıyor, Anayasa Mahkemesi iptal ediyor. Yasama aynı kanunu yine yapıyoruz. ”İnatlaşma” daha doğru bir tanım galiba…

Ve maalesef kısır döngü böyle devam edecek gibi görünüyor. Tâ ki; yasama organı bile bile Anayasa’ya aykırı düzenleme yapmayana kadar. Ya da Anayasa Mahkemesi şu anda iptal ettiği bir hükmün aynısını, geçirdiği evrim (!) neticesinde, artık Anayasa’ya aykırı bulmayana kadar…