Vergi Alacaklarında Kanuni Temsilcilere Yönelik Yeni Düzenleme - II

27 Haziran 2008 | E-Posta İle Gönder | Pdf Olarak Görüntüle | Yazdır

HÜRSES

YAZININ 1. BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN

Kanuni temsilcilerin sorumluluğu, hem 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da(mükerrer 35. madde) hem de Vergi Usul Kanunu’nda(10. madde) düzenlenmiştir. 6183 sayılı Kanun, adından da anlaşılacağı gibi amme alacaklarının tahsiline yöneliktir ve bu alacakları mümkün olduğunca kolay ve kısa yoldan tahsil etmeyi amaçlar. Vergi Usul Kanunu ise daha mükellefin lehine hükümler içerir.

Sorun da bu noktada başlamaktadır. Vergi İdaresi, tüzel kişilerden tahsil edemediği vergi borçlarında kanuni temsilcilerin takibatını da 6183 sayılı Kanun’a göre yapmak istemektedir. Danıştay ise vergi ve buna bağlı alacaklar yönünden Vergi Usul Kanunu’ndaki hükmün uygulanması gerektiği görüşündedir. Danıştay’ın bu hususta çok sayıda yerleşmiş kararı bulunmaktadır. Nitekim Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun yeni tarihli bir kararı şu şekildedir:

“Vergi ve buna bağlı alacaklarda kanuni temsilcilerin takibi için uygulanacak madde, özel hüküm olan Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi olup 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35.maddesi ancak diğer amme alacakları için uygulanabileceğinden, kanuni temsilci olduğu anonim şirketin ödenmeyen vergi borçlarının tahsili amacıyla davacı adına 6183 sayılı Yasa’nın mükerrer 35. maddesi uyarınca düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır” (Danıştay VDDK’nın 16.06.2006 tarihli ve E: 2006/27, K: 2006/174 sayılı kararı. Karar için bk. Şükrü KIZILOT, Danıştay Kararları ve Özelgeler Cilt: 8, s.1412-1414)

Görüldüğü gibi düzenleme öncesinde Vergi İdaresi ile Danıştay farklı görüşlere sahipti. Vergi İdaresi 6183 sayılı Kanun’a göre ödeme emri düzenleyerek takibat yapıyor, yargı ise Vergi Usul Kanunu’na göre yapılması gerektiği yönünde karar verip işlemi iptal ediyordu. Sonuçta idare, vergi alacağını zamanaşımına uğrama gibi nedenlerle hiç tahsil edemeyebiliyordu.

Eklenen fıkrayla bu uyuşmazlık haline son verilmek istenmiştir. Madde gerekçesinde de  “özellikle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına giren amme alacakları ile ilgili olarak oluşan tereddütler giderilmektedir” ifadesi bulunmaktadır.

Özetle, idarenin tüzel kişilerden bilhassa şirketlerden tahsil edemediği vergi ve buna bağlı alacaklar için de diğer amme alacaklarına uygulanan tahsil ve takip yöntemini kullanma isteği, tebliğ gibi işlemlerle karşılanamayacağı anlaşılmıştır. Yasama ise çözümü kanun değişikliği yapmakta bulmuştur.

Ancak bu kanun değişikliğinin yeterli olup olmadığı tartışmaya açıktır. Çünkü hukukumuzun genel ilkeleri ve bugüne dek yüksek yargı organlarımızın verdiği tüm kararlar, özel hüküm mevcutken genel hükmün uygulanmayacağı doğrultusundadır. Kanuni temsilcilerin sorumluluğu bakımından indirgeyecek olursak;  Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi vergi ve buna bağlı amme alacakları için özel hüküm, 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi ise tüm amme alacakları için genel hükümdür.

6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesine eklenen son fıkranın Vergi Usul Kanunu’ndaki hükmü açık bir şekilde ilga etmediği(ortadan kaldırmadığı) tartışmasızdır. Keza iki kanun hükmü de halen yürürlüktedir. Zımnî(örtülü-üstü kapalı) olarak ilga edip etmediği ise tartışmaya açıktır. Ancak kanımızca zımnî bir ilga da söz konusu değildir. Nitekim, Danıştay önüne gelen benzer bir uyuşmazlıkta “özel bir yasa hükmünün sonradan konulan ona aykırı bir hükümle üstü kapalı(zımnî) olarak kaldırılmış sayılması için sonraki hükmün de aynı ölçüde özel bir hüküm olması hukukun genel kurallarındandır” şeklinde karar vermiştir.

Sonuç olarak; kanun değişikliğine rağmen tüzel kişilerden tahsil edilemeyen vergi ve buna bağlı amme alacakları için kanuni temsilcilerin takip ve tahsil usulü hala yürürlükte olan Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesine göre olmalıdır görüşündeyiz.

 

YAZININ 1. BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN